3 Mart 2015 Salı

Günortasında Balkabağı

Victory motorunun üstünde pek cool idi. Kaskı, polarize gözlüğü, stilize deri montu, yahşi çizmeleri, takımı tamamlayan eldivenleriyle uyum içindeydi. Motorun o cezbedici homurtusunu dinleyebilmek için iPod bile kullanmıyordu. Ne de olsa özgürdü, tıpkı reklâmlardaki o dayak yememiş özgür kız kadar özgür. Pippa kadar değil ama; zira söylememişlerdi kızcağıza barış ve sevgi dininin egemen olduğu bu toprakların aslında kocaman bir kadın mezarlığı olduğunu.

Hafif bir gaz verince Victory hırsla ileri atıldı. Lânet olası trafikte, o milyarlarca lira parayla alınmış, insana içindeki genci keşfettirip sonra da vahşi doğayla buluşturan, size en uygun rotayı bulan, çift işlemcili yol bilgisayarlı arabalardan oluşmuş keşmekeşi o bile geçemedi. İnleyen egzosuyla bu durumdan kaynaklanan hoşnutsuzluğunu beyan etti.

Şu üç katlı alt geçidi bir an önce yapsalar bari diye düşündü kahramanımız. 3-4 milyar dolar neydi ki? O parayla memleketin on farklı şehrine onbeş fabrika da yapılabilirdi tabii, ama yol, duble ya da üç katlı, çılgın bir şeydi canım.

Gidonu kırıp emniyet şeridine daldı. Yasaları çiğnemenin getirdiği suçluluk duygusuyla burun delikleri titredi. Thoreau haltetmiş, Kerouac sanki onu yazmıştı: sivil itaatsizlikle beat'in gayrımeşru çocuğu gibi hissetti kendisini. Gerçi memleket yollarında değil İstanbul sokaklarında turluyordu ama olsundu. Rüzgarı teninde hissetmek, yolun önünde yılan gibi kıvrıldığını hayal etmek, pistonların kalkıp inmesiyle kalbinin atışının karışmasının yarattığı üç zamanlı heyecan patlamalarını duymak ne muhteşemdi. Yoksa dört müydü?

Kenara çekti ve motoru durdurdu. Victory hemen sustu, işkence bitmişti. Kaskını ve gözlüklerini çıkarıp tıpkı bilmem ne şampuanı reklâmındaki fotomodel gibi saçlarını şöyle bir tur havalandırdı. Kimbilir kaç para verdiği süper likit kristal ve üstelik çizilmeyen ultra dokunmatik ekranlı akıllı cep telefonundan bir numarayı otomatik aradı ve o serbest ruhlu sesi saatin günortasında geceyarısına geldiğini ilân etti:

"Akşama ne pişirdin, anneciğim?"

1 Mart 2015 Pazar

Yaşar Kemal Geçti Buradan

yasar kemal

Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz'den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz'in üstünde daima top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş topraklardan sonra Çukurova'nın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha karanlık!

yariya inmis bayrak

Bu bayrağı senin için değil de Suudi bir despot için indirenler utansın. Hatta utanmasınlar, daha yabani karanlıklarda ölene dek korku içinde yaşasınlar.

Hep kalbimizde yaşayacaksın Yaşar Kemal!

26 Şubat 2015 Perşembe

Çeşmelerinden Bal Akan Diyarlar



5000 yıldan beri arıcılar kovanlarındaki o değerli balı alırken kızgın arılardan sakınmak için koruyucu giysiler giydiler ve tonlarca ot yakmak zorunda kaldılar. İki Avustralyalı, Cedar ve babası Stuart Anderson musluklu arı kovanı geliştirdiler ve ünlü on-line sermaye bulma sitesi Indiegogo'da bir günde 2 milyon dolar sermaye toplamayı başardılar. Üretecekleri ilk birkaç bin kovanı da peşinen sattılar. Musluğu açıyorsunuz ve çeşmeden bal akmaya başlıyor, bu kadar kolay!

İşin icat kısmını geçip finansman kısmına gelelim ve düşünelim: İnsanlar binlerce km ötede, görmedikleri, bilmedikleri, tanımadıkları iki kişiye nasıl çekinmeden ortak oldular?

25 Şubat 2015 Çarşamba

Aksırıp Tıksırıncaya Dek Yiyenleri

(Başlığın devamı yazının sonunda) Alexander Soljenitsin Gulag Takımadaları'nda Stalin'in şerefine düzenlenen bir konferansta yaşanmış bir olayı nakleder:

Konuşma biter, herkes ayağa kalkıp alkışlamaya başlar. Eller yorulur, avuçlar kızarır, ama herkes sanki salonda NKVD ajanları varmış ve alkışı ilk keseni alıp götürecekmiş gibi alkışlamaya devam eder. Ta ki yorgunluktan düşüp bayılana dek.

Sahtekârlıktan samimiyet doğar mı? Evet! Görüldüğü gibi takdir sahte ama yorgunluk gerçektir. İçten pazarlıklı bir onay pekalâ yapmacık olmayan bir sona kavuşabilir. Tarih bunu yazmıştır.

(Başlığın devami) ... alkışlayın avuçlarınız patlayıncaya dek.

24 Şubat 2015 Salı

Kendini Beğenmiş Fransız Garsonunu Savunurken

fransiz cafe
Cafe de Flore
Acaba post-modernizm bu mu? Bir uçta Alan Woods Marksizmi, diğer uçta Cristina Nehring kibirli ve kendini beğenmiş Fransız garsonlarını savunuyor. Acaba Troçki bu devrime ne derdi? Dolaylı yollardan da olsa WSJ'yi okuyorum ve bugünün payına da bu yazı düştü: Alâmet-i farikası "Ce n'est pas possible" olan papyonlu, siyah elbise ve beyaz gömlekli, vücudunun ayrılmaz birer parçası olmuş önlüğü ve tepsisiyle iflâh olmaz kafe ve bistro garsonları (ing).

Narrowsburg'dan Barry Becker tuvaletin nerede olduğunu sormuş garsonumuza. El cevap, "Heryerde neredeyse burada da öyle, tabii ki arka tarafta."

Seçtiği şarabı duyunca somurtan garsona sormuş yazarımız, "Yanlış seçim mi yaptım?" "Siz canınız ne çektiyse onu ısmarladınız. Bir erkek asla bir hanımefendiyi haksız çıkarmaz." Tam yanlarından ayrılacakken dayanamayıp geri dönerek, "Ama yanınızdaki beyefendi bunu istemiş olsaydı kesinlikle itiraz ederdim."

 İş o raddeye varmış ki Turizm Bakanlığı garsonlar için kurslar açmış. Nasıl gittiği sorulunca da "Daha gidecek yolumuz çok, neyse ki durum henüz felaket boyutunda değil," karşılığını vererek garsonlardan çok şey öğrenmiş olduklarını kanıtlamışlar. Yazıda kahramanlarımızla karşı karşıya geldiğinizde neleri yapıp yapamayacağınızı anlatan kapsamlı bir liste de mevcut.

Yine Yar Yakacak Mektubun Ucunu

akilli telefon SIM karti
Bildiğiniz gibi, tiran (Fuat Avni'nin kulakları çınlasın) benim özelime girmişler, telefonlarımı dinlemişler diye zır zır ağladıktan sonra Tübitak'tan bazı çalışanların (özellikle kriptoloji yani şifreleme bölümünde) işine sonverildiği haberleri duyulmuştu.

Şimdi Edward Snowden sayesinde öğreniyoruz ki aralarında Telstra, Vodafone ve Optus gibi şirketlerin de bulunduğu dünya genelinde 450 farklı taşıyıcıya SIM kartlarını tedarik eden Hollanda menşeli Gemalta firmasına sızan (ing.) NSA ve GCHQ, şifre anahtarlarını ele geçirerek bütün yazılı ve sözlü iletişimi yaklaşık 2011'den beri dinleyebiliyormuş. Gemalto'nun ürettiği SIM kartların sayısının 2 milyarın biraz üzerinde olduğu düşünülürse, durum vahim ötesi hale geliyor ve akıllı telefon kullanmak, hele bir de işiniz gizlilik gerektiriyorsa pek de akıllıca olmuyor. Despot Tübitakçıları boşuna mı kovdu dersiniz?

Sonuçta bu iş romantiklere yarayacak gibi. Hep beraber eski usulde, bir kalem kullanarak mektuplar yazacağız ve kağıdı katlayıp içine koyduktan sonra zarfı kapatmak için yapışkanlı kısmını yalayacağız ve postaya vereceğiz. Alıcılar da heyecan ve özlemle postacı denen o güzel insanın kapılarında belirmesini bekleyecek. Kavuşmak isteyen sevgililer mektubun ucunu yakacak, kimileri kağıda hafiften parfüm sıkacak. Ama LOL, tşk, ABV, AMK gibi kısaltmalar gidecek mi?