11 Nisan 2013 Perşembe

Makasçının Mesajı


Tren istasyonlarını hep sevmişimdir. Bunda küçükken okuyup hayran kaldığım Pal Sokağı Çocukları'nın ne kadar etkisi olmuştur bilmiyorum. Ben daha çok televizyon, internet vb şeylerin olmamasına bağlıyorum. Çocuk gözüyle hayal etmeye çalışın: lokomotifler, makaslar, envai çeşit vagonlar, ambarlar, arada sırada el atabileceğiniz ilginç kargolar, saklanmaya, gizli sığınaklara uygun, yerine göre aydınlık, yerine göre loş yerler.

Gizli mesajınızı bir naylona (boş şişe değil, maalesef) sarar, tarifeli seferlerden birinin önceden kararlaştırdığınız vagonunun altında bir yere tıkıştırırdınız, başka durakta bekleyen arkadaşlarınız alırdı. Onlar da size bir şeyler yollardı tabii. Bir nevi ilkel e-posta ya da sohbet etme yolu. Yine de PTT'den hızlıydı. Düşünüyorum da, birbirimize akla hayale gelmeyecek şeyler yollamışız, ki ilk aklıma gelen maskot kedimizdi. Hayvancağız Yarımca Hereke arasında kimbilir kaç kez kaçak yolculuk etti. Cesur hayvandı, vesselam; macerayı severdi.

Ülkeleri karşılaştırırken belki de o yüzden demiryollarına ve işleyişine dikkat ederim. Paralel iki demir çubuk arasında işleyen o operasyon, size o memleket insanları hakkında çok şey öğretir. Adeta kültürel turnusol kağıdı gibidir.

Romanya'da iken ilk tren yolculuğumu Bükreş Oradea arasında yaptım. Sebebi neydi bilmiyorum ama uçakta yer bulamamıştım, ve hiç şikayet etmeden trende yerimi ayırttım. Gara biraz erken gidip havayı kokladım: CFR, Romanya Demiryolları iyi bir şirketti. Tabii, bunu ülkenin komünist geçmişine bağlayabilirsiniz, fakat Çavuşesku devrileli on yıldan fazla olmuştu. Fabrikalar yağmalanmış, herkes bir parçasını koparıp gitmişti. Acaba CFR ne durumdaydı (Haydarpaşa size herşeyi anlatır mıydı)?


Oradea Macaristan sınırında bir şehir. Yani ülkeyi neredeyse bir baştan başa geçecektim. Yolculuğumuz saatinde başladı. Daha ilk durakta bir şey dikkatimi çekti: makasçılar. İstasyonlardan birkaç yüz metre önce ya da sonra, cılız ışıkları yanan küçük kulübelerinin yanında (asla içinde değil), ayakta ve dimdik treni karşılıyorlardı. Bu, son durağa kadar böyle devam etti. Gecenin üçünde, sabahin beşinde, kar, yağmur, güneş, fırtına, ne olursa olsun, onları daima treni izlerken gördüm. Ne el salladılar, ne selam verdiler, ama hep göründüler ve sessizce tren geçerken baktılar. Adeta mesaj verir gibiydiler: "Merak etmeyin, buradayız."

Birbuçuk yıl sonra soğuk bir kış günü yine trendeydim, bu sefer kuzeye gidiyordum. Yaklaşık geceyarısını bir saat geçe sigara molası vermek için koridora çıktım. Tren istasyona yaklaşıyordu. Ve eksi 23 derece soğukta yine o makasçılardan birini gördüm. Şaşkınlığım ve takdirim bir kat daha arttı; zira, geçtimiz iki şehir arasına yeni demiryolu hattı yapılmıştı ve makas değiştirilmesine gerek kalmamıştı. Ama o, makasçı oradaydı. Sıcacık yatağından kalkıp gelmiş, tipiye inat, ayaktaydı. Ve o yalnız adamın sesi zihnimde yankılandı:

"İçiniz rahat olsun, görevimizin başındayız."