12 Haziran 2013 Çarşamba

İstanbul Belediye Başkanına Açık Mektup

Sevgili Kadir Topbaş,

Beni tanımazsın. Karşılaşmasına karşılaştık ama hiç tanışmadık. Belki bilmiyorsundur dün gece hemşerilerinin tepesine envai çeşit gaz, bomba, su, cop, tekme, tokat ve neyseki plastik mermi yağdı. Görmediysen normaldir zira, medyamız nihayet belgeselleri keşfetti, yer gök penguendi. Bir diktatörün paralı askerleri iyice bir temizlediler hemşerilerini ve Taksim Meydanı'nı, pırıl pırıl oldu; çalışma arkadaşın vali pek mutlu oldu, gururluydu. Ne de olsa haketmemişti senin komşuların, dostların, akrabaların, iş arkadaşların ve onların çocukları gülsuyunu; biber daha iyi gelirdi senin şehrinin sözde vandallarına. Ezdiler İstanbulluları, sen duymadın.

Oysa biliyorum, seni de ezdi o Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olan zat. Çiğnedi belediyeni ve meclisini ve park ve bahçeler müdürünü. Hemşerilerinin gözü önünde nereye park, nereye kışla, nereye havalimanı, nereye köprü yapılacağını öğretmeye kalktı sana. Hep nazik ve kibardın, "zat-ı alileri öyle arzu ediyor" diyebildin kameralara, içinde ne fırtınalar koptu o anda bilemem ama dinlemeye hazırım trajedini.

Takılma artık o barbarların peşine! Ne yüzde kaç oy aldıkları umrumda artık, ne de diğer yalanları. Emin ol, hemşerilerinin çoğu aynı fikirde.

Gel sana Sütiş'te bir tavukgöğsü ısmarlayayım. Yo, kapalı yerde daralırım diyorsan, Kanlıca'da yoğurt yiyebilir, ille de deniz havası diye tutturacaksan atlarız vapura, ver elini Büyükada! Karşılıklı adaçaylarımızı höpürdetiriz. Sana oy vermeye elim gitmez artık, kırarım ellerimi daha iyi tulumbacıların torunlarını TOMAlara su taşırken gördükten sonra. Yine de zaman iyileştirir yaraları ve bir ihtimal affederim seni; yeter ki sen gel hemşerilerinin yanında ol.