15 Mart 2014 Cumartesi

Hırsız Katil Yalancı

hirsiz, katil, yalanci yamyam numunesi
Kimilerinize film adı gibi geldi, değil mi? Olabilirdi de, Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığı (1989) isimli eserden oldukça farklı halbuki Hırsız Katil Yalancı'nın konusu. Herşeyden önce duyanların aklına gelen ilk şey sinema değil bir kişi, bir insan; hatta insan da değil bir yamyam. Evet, tıpkı vampirler ve kurtadamlar gibi yamyamlar da gerçek ve halâ yaşıyorlar.

Yaşıyorlar, aramızdalar. Bizim gibiler; evleniyor, çoluk çocuk sahibi oluyor, rüşvet alıp veriyor, hayır hasenat yapıyor, günah işliyorlar. Yine de gizlenmek için bütün çabalarına rağmen tanımak çok kolay onları:

  • Ciltleri kösele gibi, zımpara kağıdından hallice. Kızarmıyor, çürümüyor.
  • Potansiyel yemeklerine hitap ederken gereksiz yere yüksek, yamyam arkadaşlarıyla konuşurken kısık çıkıyor sesleri.
  • Asalak olduklarının, ancak başkalarının etiyle yaşamlarını sürdürebileceklerinin farkındalar, bunu yapmaya yeteneklerinin olmadığının da.  Bunun için gözleri kapalı destekliyorlar birbirlerini.

Ve çırpınıyor insancıklar, iştahları bir türlü dinmeyen yamyamların midelerine olan tek yönlü yolculuğa çıkmamak için.

Ve haykırıyor Hırsız Katil Yalancı:

Bennn...
Benimmm...
Sen kim oluyorsun?
Haddini bil.

Sinirleri bozuk. Kaç gündür aç; bir rahat vermediler ki iki karaciğerle üç böbrek götürsün. Midesi gurulduyor, ağzı kokuyor. Açlıktan başı dönüyor.

Ve evrimin tunç kuralı işliyor, işleyecek. Hemcinslerini yiyen yamyamların soyu tükenecek, tarihe karışacak. Ardından tarlalar sürülecek, hayvanlar güdülecek, demir işlenecek, uzaktaki fabrikaların bacasıysa püfür püfür. Alın teri damlayacak biraz eğilince öne. Fırından gelmiş  sıcacık ekmek bölünecek, soğan kırılacak ve başlayacak emekçilerin şöleni.