24 Şubat 2015 Salı

Kendini Beğenmiş Fransız Garsonunu Savunurken

fransiz cafe
Cafe de Flore
Acaba post-modernizm bu mu? Bir uçta Alan Woods Marksizmi, diğer uçta Cristina Nehring kibirli ve kendini beğenmiş Fransız garsonlarını savunuyor. Acaba Troçki bu devrime ne derdi? Dolaylı yollardan da olsa WSJ'yi okuyorum ve bugünün payına da bu yazı düştü: Alâmet-i farikası "Ce n'est pas possible" olan papyonlu, siyah elbise ve beyaz gömlekli, vücudunun ayrılmaz birer parçası olmuş önlüğü ve tepsisiyle iflâh olmaz kafe ve bistro garsonları (ing).

Narrowsburg'dan Barry Becker tuvaletin nerede olduğunu sormuş garsonumuza. El cevap, "Heryerde neredeyse burada da öyle, tabii ki arka tarafta."

Seçtiği şarabı duyunca somurtan garsona sormuş yazarımız, "Yanlış seçim mi yaptım?" "Siz canınız ne çektiyse onu ısmarladınız. Bir erkek asla bir hanımefendiyi haksız çıkarmaz." Tam yanlarından ayrılacakken dayanamayıp geri dönerek, "Ama yanınızdaki beyefendi bunu istemiş olsaydı kesinlikle itiraz ederdim."

 İş o raddeye varmış ki Turizm Bakanlığı garsonlar için kurslar açmış. Nasıl gittiği sorulunca da "Daha gidecek yolumuz çok, neyse ki durum henüz felaket boyutunda değil," karşılığını vererek garsonlardan çok şey öğrenmiş olduklarını kanıtlamışlar. Yazıda kahramanlarımızla karşı karşıya geldiğinizde neleri yapıp yapamayacağınızı anlatan kapsamlı bir liste de mevcut.