Victory motorunun üstünde pek cool idi. Kaskı, polarize gözlüğü, stilize deri montu, yahşi çizmeleri, takımı tamamlayan eldivenleriyle uyum içindeydi. Motorun o cezbedici homurtusunu dinleyebilmek için iPod bile kullanmıyordu. Ne de olsa özgürdü, tıpkı reklâmlardaki o dayak yememiş özgür kız kadar özgür. Pippa kadar değil ama; zira söylememişlerdi kızcağıza barış ve sevgi dininin egemen olduğu bu toprakların aslında kocaman bir kadın mezarlığı olduğunu.
Hafif bir gaz verince Victory hırsla ileri atıldı. Lânet olası trafikte, o milyarlarca lira parayla alınmış, insana içindeki genci keşfettirip sonra da vahşi doğayla buluşturan, size en uygun rotayı bulan, çift işlemcili yol bilgisayarlı arabalardan oluşmuş keşmekeşi o bile geçemedi. İnleyen egzosuyla bu durumdan kaynaklanan hoşnutsuzluğunu beyan etti.
Şu üç katlı alt geçidi bir an önce yapsalar bari diye düşündü kahramanımız. 3-4 milyar dolar neydi ki? O parayla memleketin on farklı şehrine onbeş fabrika da yapılabilirdi tabii, ama yol, duble ya da üç katlı, çılgın bir şeydi canım.
Gidonu kırıp emniyet şeridine daldı. Yasaları çiğnemenin getirdiği suçluluk duygusuyla burun delikleri titredi. Thoreau haltetmiş, Kerouac sanki onu yazmıştı: sivil itaatsizlikle beat'in gayrımeşru çocuğu gibi hissetti kendisini. Gerçi memleket yollarında değil İstanbul sokaklarında turluyordu ama olsundu. Rüzgarı teninde hissetmek, yolun önünde yılan gibi kıvrıldığını hayal etmek, pistonların kalkıp inmesiyle kalbinin atışının karışmasının yarattığı üç zamanlı heyecan patlamalarını duymak ne muhteşemdi. Yoksa dört müydü?
Kenara çekti ve motoru durdurdu. Victory hemen sustu, işkence bitmişti. Kaskını ve gözlüklerini çıkarıp tıpkı bilmem ne şampuanı reklâmındaki fotomodel gibi saçlarını şöyle bir tur havalandırdı. Kimbilir kaç para verdiği süper likit kristal ve üstelik çizilmeyen ultra dokunmatik ekranlı akıllı cep telefonundan bir numarayı otomatik aradı ve o serbest ruhlu sesi saatin günortasında geceyarısına geldiğini ilân etti:
"Akşama ne pişirdin, anneciğim?"
cosplay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cosplay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mart 2015 Salı
6 Aralık 2013 Cuma
Pazartesi Yer Yerinden Oynayacak
![]() |
| I am the Bavulman |
Önce sarı renklileri açıklardı; ve beklerdi... Sazanlar oltadaki yeme atlar, mal bulmuş mağribi gibi saldırır, biçimsiz dişleriyle hunharca ısırırlardı. İddiaları reddeder, inkâr eder, suçlarlardı. En keyifli an buydu işte; onların ağızlarından tükürük saça saça batmalarını izlemek.
Sarıyı, ki ona tokat derdi, yeşil izlerdi, bıçak darbesi. Önce tokatladığı hasmını, onu öldürmeyecek ama ciddi kan kaybettirecek şekilde deşmek. Bıçağı yiyen rakip öyle inlerdi ki ta Pensilvanya'dan duyulurdu hırıltılı sesi. İnkâr ve kabul. Toplardamardaki kesik kan kaybına yol açar, beyne giden oksijen azalır ve rakip tehdide başlardı. Yirmialtıdan kırküç yıla kadar hapis ha!
Isınan ve terleyen, abuk sabuk konuşan düşmana en çok mavi iyi gelirdi, yani soğuk su. En yüksek zirvelerden özenle toplanmış, buz gibi su şarrr diye boşalırdı başlarına. Ölümü kabullenme de bu aşama esnasında gerçekleşirdi, ama asıl öldürücü manevra kırmızı olurdu ki bunu pek sevmezdi. Birini öldürmek sapıkça gelirdi ona, intikam zayıflara göreydi. O yüzden genellikle kırmızıları sızdırırdı düşmanının düşmanına; karma, ilahi adalet, ya da her neyse.
Tekrar baktı mavi renkli evrağa. Bilgisayarın enter tuşu kaydetti ve yazı işlerine olan yolculuğuna başladı tırnaklarından irin damlayan harflerden oluşan katar. Ve Bavulman kalktı, montunu giydi ve serin Aralık gecesine saldı kendisini. Pazartesi yer yerinden oynayacaktı.
10 Kasım 2013 Pazar
Harajuku: Halka Açık Rüyalar
Böyle tanımlamış siberpankın (cyberpunk) büyük üstadı William Gibson Tokyo'nun ünlü semti Harajuku'yu (ing), rüyalarınızı, hayallerinizi herkese açık görebildiğiniz güvenli bir köşe. Bir anda, yalnızca öyle olmak istediğiniz için, acaba nasıl olurdu diye merak ettiğiniz her şekle girebildiğiniz, hayallerinizi uykuya hapsetmeyip özgür bıraktığınız, adeta manga sayfalarından fırlamış bir diyar Harajuku.
Öğrenci formalarının fora edilip, elde kırbaç, belde zincir, siyah pantalon ya da etek üstüne hemşire üniformalarının giyildiği, muhafazakar demokratlara pek uygun olmayan bir mahalle.
Şimdi soracaksınız "Tokya'da muhafazakar yok mu?" diye. Var. Katlanıyorlar. Öğrenmişler. Herkesin aynı olmak zorunda olmadığını kavramışlar. Ve biliyorlar: Sıradanlık insanlığın en büyük düşmanıdır.
Öğrenci formalarının fora edilip, elde kırbaç, belde zincir, siyah pantalon ya da etek üstüne hemşire üniformalarının giyildiği, muhafazakar demokratlara pek uygun olmayan bir mahalle.
Şimdi soracaksınız "Tokya'da muhafazakar yok mu?" diye. Var. Katlanıyorlar. Öğrenmişler. Herkesin aynı olmak zorunda olmadığını kavramışlar. Ve biliyorlar: Sıradanlık insanlığın en büyük düşmanıdır.
19 Nisan 2013 Cuma
Yargıç Ölümün Kaçınılmaz Hükmü
"Silivri'de yargıçlar var" dersek Berlin'dekilere haksızlık yapmış olabiliriz. Ne var ki, ~warrior1944'ün Judge Death, Yargıç Ölüm adlı çizgiroman karakteri her iki şehirdekileri de gölgede bırakacak gibi. Kostüm tasarımına Helsinki, Finlandiya merkezli Head Hunter Store omuz vermiş.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






