Hümanizme çağ atlatan bir ülkede yaşamaktan gurur duyuyoruz. İnsan hakları davulunu tıpkı bir jaguar gibi deldik geçtik.
Dünya daha eşcinsellerin haklarıyla falan uğraşırken, biz üç adım daha ileri giderek istismarcıların çocuk sütü gibi hakkı olan mutluluğu veriyoruz demokrat müslüman ilerici yobazlarımız sayesinde. Bin yıllık zulüm bitiyor çok şükür!
Aşk engel tanımazmış samanlık seyran olunca. Hangi çılgın zincir vurabilir iman tahtası taşlaşmış, kalplerinin yerinde çöp kovası olanlara?
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Kasım 2016 Pazartesi
21 Ekim 2016 Cuma
Pastada Bal Alimde Sakal
Barış ve sevgi dininin alimlerinin sakalları ne yumuşak! Acaba ne kullanıyorlar? Gülsuyuyla aromalandırılmış eau du cologne olmasın? Lakin, bu mayhoş koku beyni ters etkileyebiliyor:
Ağzından bal damlıyor barış ve sevgi dininin yetkin alimlerinden Nurettin Yıldız denen şu şeyin, o da seviyor tavlayı. Tabii, siz de az değilsiniz; elinizde telefon, çıt çıt çıt, para kazandırıyorsunuz hocamız gibileri destekleyenlere. Ne demişler: Söyleyene değil söyletene bak.
Ağzından bal damlıyor barış ve sevgi dininin yetkin alimlerinden Nurettin Yıldız denen şu şeyin, o da seviyor tavlayı. Tabii, siz de az değilsiniz; elinizde telefon, çıt çıt çıt, para kazandırıyorsunuz hocamız gibileri destekleyenlere. Ne demişler: Söyleyene değil söyletene bak.
27 Nisan 2016 Çarşamba
23 Haziran 2015 Salı
8 Mart 2015 Pazar
Bugün Kadınlar Günü'ymüş.
![]() |
| Dövün onları! |
Yalnız ülkenin başına çöreklenmeyip artık dünyanın başına belâ olmuş olan bu yobaz zihniyetin mezbahaları tüm il ve ilçelerinde 3 vardiya çalışmakta memleketin. Cennet ayaklarının altındaymış anaların. Cehennemin dibine gitsin cennetiniz!
Ciğeri beş para etmez insanların açacağı seksensekiz davayla uğraşmak yerine sözü Teslime Nesrin'e daha doğru olacak sanırım: Kadınların yapmasına izin verilmeyen şeyler.
İzleyin ve mevzinizi ona göre seçin, çünkü mevzi yanlışsa fikrinizin doğru olması bir işe yaramıyor bu tencere dipli gezegende.
9 Aralık 2013 Pazartesi
Akademik Çarkı Felek
![]() |
| Döner kara bahtı inananların |
Makalenizi yazarsınız. Kerameti kendinden menkul, çeşitli "bilimsel" dergilerde yayınlarsınız. Bu müthiş yayına sizden önce benzeri yollardan yükselmiş eş, dost, akraba atıfta bulunur, siz de onların yayınlarına atıfta bulursunuz ve saadet zincirinin varlığını şüpheye yer bırakmaksızın ispat edersiniz. Üstelik, makalenizin özgün, yani orjinal olması bile gerekmez; keser yapıştırır, biçer kopyalar, gönlünüzce intihal yaparsınız.
İntihalin farkedilmesi ve hatta işinizden olmanız İslam coğrafyasında arzu edilen bir durumdur. Zira, davanızı açar, kaybetseniz de kazanır ve ardından işinize geri döndüğünüz gibi, çalışmadığınız ayların parasını artı islami faizini kovulduğunuz üniversiteden tahsil edersiniz. Doğru tarikattaysanız çarkıfelek döner ve size hep joker çıkar.
6 Kasım 2013 Çarşamba
Müslümanlık Bitmiştir
Resmi dinimi değiştirmeye karar verdim. Bu muhafazakâr, demokrat, barışçı, hatta sevgi dolu müslümanlardan bana gına geldi. Şimdi diyeceksiniz, imama kızıp karı boşanır mı? Boşanır vesselâm.
Dünyanın sorunlu hemen her yerinde egemen dinin İslâm olması tesadüf mü? Gerçi beylik bir lâf olacak ama, bu tabii ki suçun dinde olduğunu göstermiyor. Peki ya suçlu kim? Problem neden kaynaklanıyor?
İşte bütün bu kepazeliğin sorumlusu korkak müslümanlar. Evet, her renk ve cinsten, boy boy, çeşit çeşit korkaklar sürüsü.
Ölmüş kadınla cinsel ilişkiye olur fetvası verecekler, susacaksın. On yaşındaki kızları eşşek kadar adamlara nikâhlayacaklar, gözünü kapayacaksın. Beyni yıkanmış gençlerin eline bomba verip, camide, pazarda katliam yapacaklar, yalnızca ağlayacaksın. Suriye'de ve kimbilir başka nerelerde gencecik kızları mücahitlere peşkeş çekecekler, olur o kadar diyeceksin. Güya iyilik olsun diye fakir kızları metres yapacaklar, ki aralarında milletvekilleri bile olduğu söyleniyor, kulağını tıkayacaksın. İş kadınlara ve erkeklere ayrı merdiven yapmaya dayanacak, tıpış tıpış çıkacaksın.
Bu kadar geri adım atar, meydanı boş bırakırsan işte böyle insanlar doldurur o boşluğu. Aklı uçkurunda, tatminsiz, ağzından salyalar akan, toplumun yarısını, kadınlarını her fırsatta aşağılayan sözde dindarlar Vladivostok'tan Belfast'a kadar heryerde hüküm sürer.
Korku niye? Neden korkuyoruz? Cehennemde mi yanarız? Yanalım ulan! Gerekirse şerefimizle, namusumuzla cayır cayır yanalım. Yanalım ama bu rezaletlere göz yummayalım. Ya bu zulüm biter ya da Müslümanlık, ortası yok!
Dünyanın sorunlu hemen her yerinde egemen dinin İslâm olması tesadüf mü? Gerçi beylik bir lâf olacak ama, bu tabii ki suçun dinde olduğunu göstermiyor. Peki ya suçlu kim? Problem neden kaynaklanıyor?
İşte bütün bu kepazeliğin sorumlusu korkak müslümanlar. Evet, her renk ve cinsten, boy boy, çeşit çeşit korkaklar sürüsü.
Ölmüş kadınla cinsel ilişkiye olur fetvası verecekler, susacaksın. On yaşındaki kızları eşşek kadar adamlara nikâhlayacaklar, gözünü kapayacaksın. Beyni yıkanmış gençlerin eline bomba verip, camide, pazarda katliam yapacaklar, yalnızca ağlayacaksın. Suriye'de ve kimbilir başka nerelerde gencecik kızları mücahitlere peşkeş çekecekler, olur o kadar diyeceksin. Güya iyilik olsun diye fakir kızları metres yapacaklar, ki aralarında milletvekilleri bile olduğu söyleniyor, kulağını tıkayacaksın. İş kadınlara ve erkeklere ayrı merdiven yapmaya dayanacak, tıpış tıpış çıkacaksın.
Bu kadar geri adım atar, meydanı boş bırakırsan işte böyle insanlar doldurur o boşluğu. Aklı uçkurunda, tatminsiz, ağzından salyalar akan, toplumun yarısını, kadınlarını her fırsatta aşağılayan sözde dindarlar Vladivostok'tan Belfast'a kadar heryerde hüküm sürer.
Korku niye? Neden korkuyoruz? Cehennemde mi yanarız? Yanalım ulan! Gerekirse şerefimizle, namusumuzla cayır cayır yanalım. Yanalım ama bu rezaletlere göz yummayalım. Ya bu zulüm biter ya da Müslümanlık, ortası yok!
1 Kasım 2013 Cuma
Ana Tanrıça Arketipi
Jungçu bakış açısından Tanrıça, insanın zihninde (psişe) işleyen arketipik bir imgedir ve ritüeller, mitoloji, sanat ve rüyalarda kendisini gösterir (Jung, Carl Gustav, 1959, Four Archetypes, Mother / Rebirth / Spirit / Trickster, Bollingen Series, Princeton University Press). Zihnin ana tanrıçayla ilgili ürettiği arketipik modeller hakkında ilk çalışan akademisyenlerden biri hiç kuşkusuz Jung'tur:
Jung'a göre ulu ana tanrıça her insanda bulunan ana arketipinin bir parçasıdır ve bu türün diğer arketipleri gibi farklı yanlarıyla kendini gösterir. Arketip aynı zamanda doğurganlık ve verimlilikle de bağıntılıdır. Jung ana arketipinin korumanın simgesi olduğunu ve fırın, yemek pişirme kapları, rahim, yoni benzeri içi boş nesnelerle ilişkili olduğunu savunur. Listede inek, kısrak, vb hayvanlar da bulunur.
Dolayısıyla, ana arketipi ana tanrıçayı daha iyi anlamamızı sağlar. İnsanın tanrıçalarla ilişkisi Willendorf Venüs'ünün ve Maltalı Şişman Kadın'ın ortaya çıkışından çok önceye gider. Bu uzun tarih zengin bir ritüel kitaplığına sahiptir ve modern birey ana tanrıçaya erişmek için kendine çok örnek bulabilir.
Jungçu analitik psikologlardan Erich Neumann Büyük Ana temasını uzun uzadıya inceleyenlerdendir. Konu hakkında yazdığı kitapta, insan aklındaki bu baskın (dominant) arketipi nasıl anlayacağımızı ayrıntılarıyla açıklar (The Great Mother, Bollingen Series, Princeton University Press, 1963). Önce genelde dişilik psikolojisini incelemiş, sonra Büyük Ana arketipinin yapısal öğelerini oluşturmuştur. Büyük Daire, küre, ana rahmi, vbnin, mitlerdeki yaradılış tasvirlerinde dünyanın bir nevi evrensel çanağı olduğunu gözlemlemiştir. Bu, ilk insanın varoluşunun tümünü içerir ve arketipik dişilik halini alır (1963, 42). Neumann, insan varoluşu için dişiliğin koruyucu olarak işlev gördüğünü söyler:
Neumann dişiliğin önemine dair daha fazla simgesel anlamlar vermeye devam eder. Kadını hayatın oluştuğu tas olarak tasvir eder. Onun vücudu, doğmamış çocuğun korunabileceği en güvenli sığınağa dönüşür. Vücudu herşeydir. İlk insanın bu beden-dünya denklemini, dişinin temel sembolik denklemi olan kadın=vücut=korunak ile bileştirirsek, insanlığının ilk dönemindeki evrensel sembolik formüle ulaşırız. Hem dünya, hem kadın hayat verir, dolayısıyla kutsaldır. Vücutları yeni yaşamı saklar. Dünya ve kadın yeni biyolojik yaşamın tek kaynaklarıdır. Kadın kutsaldır, vücudu da öyle. Bunlar yalnızca mit ya da tarihsel şeyler değil, günümüz insanının zihninde, ta derinlerde hala varlığını sürdüren psikolojik gerçeklerdir. Mircea Eliade kadın vücudunun kutsallığını daha da yukarı taşır:
Böylece kadın vücudu yaratıcılığın ve dönüşümün kutsal simyasal tası olarak kabul edilip yüceltilir. Kadın vücudu dünyanın kutsal metaforu olur. Lippard şöyle yazmıştır:
Dünyanın tarihöncesi tapınaklarının kadın şeklinde inşa edildiği hipotezini güçlendiren nedenler bunlardır.
Neumann tarafından sembolik şekilde ifade edilen dişi arketipi, yiyecek, barınak, hatta yaşamın kendisi için dünyaya tabi olan ilk insanın duygularını çok güzel açıklar. Çevrelerinde yaşamın kadın vücudunda meydana geldiğini gözlemişler ve dişiyi doğal olarak güçlü bir yaratıcı olarak kabul etmişlerdir. Bu yüzden, çağlar boyunca atalarımızın büyük çoğunluğu ilahi ve güçlü Ana Tanrıça'ya tapmışlardır. O bütün yaşamın anası olarak onurlandırılmıştır. Neuman Büyük Ana Tanrıça savını, tanrıçanın arketipik birlik ve dişi doğanın çoğulluğunu temsil ettiği ve bugün bile modern kadın ve erkeğin psişik tarihini belirleyen ruhani gelişim kuramına doğru yürütmüştür. Psikolojik temelin yanısıra, savlarını ana tanrıça kavramını geliştiren arkeologların bulguları üzerine kurmuştur.
Karşılaştırmalı dinler alanına giren ana tanrıça kavramı çok çeşitli ana tanrıça türünü barındırır. Kavramın kendisi psikolojiyi doğrudan ilgilendirmez, çünkü bu formdaki bir ana tanrıça imgesiyle pratikte çok az karşılaşılır ve istisnai bir durumdur. Simgenin, ana arketipinin bir türevi olduğu açıktır.
Jung'a göre ulu ana tanrıça her insanda bulunan ana arketipinin bir parçasıdır ve bu türün diğer arketipleri gibi farklı yanlarıyla kendini gösterir. Arketip aynı zamanda doğurganlık ve verimlilikle de bağıntılıdır. Jung ana arketipinin korumanın simgesi olduğunu ve fırın, yemek pişirme kapları, rahim, yoni benzeri içi boş nesnelerle ilişkili olduğunu savunur. Listede inek, kısrak, vb hayvanlar da bulunur.
![]() |
| Kilden Ana Figürü Willendorf, M.Ö. 30.000-25.000 |
Jungçu analitik psikologlardan Erich Neumann Büyük Ana temasını uzun uzadıya inceleyenlerdendir. Konu hakkında yazdığı kitapta, insan aklındaki bu baskın (dominant) arketipi nasıl anlayacağımızı ayrıntılarıyla açıklar (The Great Mother, Bollingen Series, Princeton University Press, 1963). Önce genelde dişilik psikolojisini incelemiş, sonra Büyük Ana arketipinin yapısal öğelerini oluşturmuştur. Büyük Daire, küre, ana rahmi, vbnin, mitlerdeki yaradılış tasvirlerinde dünyanın bir nevi evrensel çanağı olduğunu gözlemlemiştir. Bu, ilk insanın varoluşunun tümünü içerir ve arketipik dişilik halini alır (1963, 42). Neumann, insan varoluşu için dişiliğin koruyucu olarak işlev gördüğünü söyler:
Dişiliğin insan sembolizminde neden merkezi konumda olduğunu ve başlangıçtan beri neden büyüklük hissi verdiğini ancak dişiliğin temel işlevlerini - yaşam vermek, beslemek, sıcaklık ve koruma - tümüyle ele aldığımızda anlayabiliriz. Dişi büyüktür çünkü onda yaşayan, barınan ve beslenen ona tamamiyle muhtaçtır ve merhametine kalmıştır. Bu büyüklük olgusunu analık dışında hiçbir yerde daha iyi gözlemleyemeyiz. Ananın çocuğa tek bakışı, onun Büyük Ana konumunu teyit eder (1963, 43).
Neumann dişiliğin önemine dair daha fazla simgesel anlamlar vermeye devam eder. Kadını hayatın oluştuğu tas olarak tasvir eder. Onun vücudu, doğmamış çocuğun korunabileceği en güvenli sığınağa dönüşür. Vücudu herşeydir. İlk insanın bu beden-dünya denklemini, dişinin temel sembolik denklemi olan kadın=vücut=korunak ile bileştirirsek, insanlığının ilk dönemindeki evrensel sembolik formüle ulaşırız. Hem dünya, hem kadın hayat verir, dolayısıyla kutsaldır. Vücutları yeni yaşamı saklar. Dünya ve kadın yeni biyolojik yaşamın tek kaynaklarıdır. Kadın kutsaldır, vücudu da öyle. Bunlar yalnızca mit ya da tarihsel şeyler değil, günümüz insanının zihninde, ta derinlerde hala varlığını sürdüren psikolojik gerçeklerdir. Mircea Eliade kadın vücudunun kutsallığını daha da yukarı taşır:
Dolayısıyla kadın, dünya ile mistik olarak bir tutulur, insan ölçeğinde çocuk doğurmak telürik (toprakla ilgili) bereketin bir çeşididir. Doğurganlıkla bağlantılı tüm dinler doğumun kozmik bir yapısı olduğunu işler. Kadının kutsallığı dünyanınkine bağlanmıştır. Dişil doğurganlığın kozmik bir modeli vardır: Terra Mater, evrensel Yaratıcı (Eliade, Mircea, 144, The Sacred and the Profane, 1957).
Böylece kadın vücudu yaratıcılığın ve dönüşümün kutsal simyasal tası olarak kabul edilip yüceltilir. Kadın vücudu dünyanın kutsal metaforu olur. Lippard şöyle yazmıştır:
Kadınlar, dünyanın salıntılarının yardımıyla vücutlarımızın formlarını bilebilirler. Tepeler ve kutsal dağlar dünyanın ilk bahçeleri, ilk tapınaklarıdır (Lippard, Lucy, Overlay - Comtemporary Art and the Art of Prehistory, 1983).
Dünyanın tarihöncesi tapınaklarının kadın şeklinde inşa edildiği hipotezini güçlendiren nedenler bunlardır.
Neumann tarafından sembolik şekilde ifade edilen dişi arketipi, yiyecek, barınak, hatta yaşamın kendisi için dünyaya tabi olan ilk insanın duygularını çok güzel açıklar. Çevrelerinde yaşamın kadın vücudunda meydana geldiğini gözlemişler ve dişiyi doğal olarak güçlü bir yaratıcı olarak kabul etmişlerdir. Bu yüzden, çağlar boyunca atalarımızın büyük çoğunluğu ilahi ve güçlü Ana Tanrıça'ya tapmışlardır. O bütün yaşamın anası olarak onurlandırılmıştır. Neuman Büyük Ana Tanrıça savını, tanrıçanın arketipik birlik ve dişi doğanın çoğulluğunu temsil ettiği ve bugün bile modern kadın ve erkeğin psişik tarihini belirleyen ruhani gelişim kuramına doğru yürütmüştür. Psikolojik temelin yanısıra, savlarını ana tanrıça kavramını geliştiren arkeologların bulguları üzerine kurmuştur.
29 Ekim 2013 Salı
Hayaller mi? Sürüsüne Bereket!
Yumuşak Kurukafa Yayınları (Soft Skull Press) tarafından basılan Too Much to Dream: A Psychedelic American Boyhood, Peter Bebergal imzalı. Yazar Brandeis ve Harvard Divinity School'da din eğitimi almış (İlahiyat fakültelerinde felsefe derslerini kaldıranlara buradan selam olsun). Bugüne dek çeşitli makale ve öyküleri Times Literary Supplement, Tin House, Tablet Magazine, The Revealer, Killing the Buddha, Lady Churchill’s Rosebud Wristlet ve The Believer gibi dergilerde yayınlanmış.
Hayal Edecek Ne Çok Şey Var'da (ayık kafayla çevirdim, düzeltmekte özgürsünüz), genç bir adamın madde bağımlılığını psikodelikler, spiritüalite ve popüler kültür tarihinin bir kesiti olarak izleriz. Kararında verilmiş dozun tetiklediği okurlar, yani biz, kendimizi mistik deneyimler arayan bir yolculukta buluruz -evrenin daha yüce anlamının dinde değil, maddeler, çizgi-romanlar, punk ve psikodelik rock 'n roll, RPG oyunları, tarot kartları, bilimkurgu, Aldous Huxley ve Carlos Castaneda'da zuhur ettiği bir yolculuk. Bilinci (ve algıyı) değiştirmeye, dönüştürmeye yönelik o binlerce yıllık kadim arzunun, insanlığın sonraki kuşaklarda da devam edecek daha derin ve ortak çabasının parçası mı, yoksa onaltı yaşındaki hafif inek bir delikanlının bireysel deneyimi mi olduğu sorusuna yanıt arar yazar.
Hayal Edecek Ne Çok Şey Var'da (ayık kafayla çevirdim, düzeltmekte özgürsünüz), genç bir adamın madde bağımlılığını psikodelikler, spiritüalite ve popüler kültür tarihinin bir kesiti olarak izleriz. Kararında verilmiş dozun tetiklediği okurlar, yani biz, kendimizi mistik deneyimler arayan bir yolculukta buluruz -evrenin daha yüce anlamının dinde değil, maddeler, çizgi-romanlar, punk ve psikodelik rock 'n roll, RPG oyunları, tarot kartları, bilimkurgu, Aldous Huxley ve Carlos Castaneda'da zuhur ettiği bir yolculuk. Bilinci (ve algıyı) değiştirmeye, dönüştürmeye yönelik o binlerce yıllık kadim arzunun, insanlığın sonraki kuşaklarda da devam edecek daha derin ve ortak çabasının parçası mı, yoksa onaltı yaşındaki hafif inek bir delikanlının bireysel deneyimi mi olduğu sorusuna yanıt arar yazar.
27 Ekim 2013 Pazar
Tanrıçanın Öncü Kadın Yazarları
![]() |
| Marija Gimbutas |
![]() |
| Elinor Gadon |
Yirminci yüzyılın sonlarında, düşünme biçimimizde radikal bir değişikliğe gitmezsek, tür ve gezegen olarak mahvımızın kaçınılmaz olduğuna dair artan bir farkındalık mevcut. Tanrıçanın yeniden gündeme gelmesi bu kültürel dönüşümün simgesi ve metaforu oluyor. Din, psikoloji, sanat ve yaşam kalitesinde dişilik ilkesi tekrar değerlendiriliyor. Herşeyi nasıl gördüğümüzü atomun parçalanması kadar radikal şekilde değiştirecek toplumsal bir evrimin ortasındayız (229-230, The Once and Future Goddess, Harper Collins, 1989)
Carol Christ, Charlene Spretnak, Mary Daly, Marija Gimbutas, Cristina Biaggi, Riane Eisler, Jean Shinoda Bolen, Christine Downing ve Starhawk gibi öndegelen kadın yazarlar ve Tanrıça dininin savunucuları, eserlerinde kendini dönüştürme, güçlenme ve feminist sosyal vizyonun çeşitli yönlerini ele alan konuları işlediler. Dişilik arketipinin hem olumlu, hem olumsuz güçlerini tamamiyle kabul eden yeni dünya temelli spiritüelliğin merkezi Tanrıça oldu. Küçük bir azınlık da olsa bazı kadınlar, tanrıça figürünün iç çatışmalara çözüm getirdiğine ve iyileştirici özelliği olduğuna inandı.
26 Ekim 2013 Cumartesi
Feminist Arketipik Psikoloji
Feminist arketipik psikoloji, görsel sanatlar, şiir, öyküler, müzik ve çocuk yetiştime yoluyla kadınların hayatlarının hatırlanması ve hakkında düşünülmesinin sessiz etkisinin yaşamın her alanına sokulmasıyla oluşuyor. Arketiplerin yaşamın bütün olarak tanımlanmasına yardımcı olduğunu biliyoruz; ölüm ve acı yerine yaşam ve barışı anlatan hikayeler gibi. Arketip ve simgelerin tek bir kelime edilmeden ya da yazılmadan bilmeyi ve anlamayı sağlama özelliği var. Yinelenen bütün öykülerin sergilediği arketipler ve bunların bilinçli ve bilinçsiz yaşamları vardır. Arketiplerin meraka değer özelliği bazen normal, bazen anormal şekilde bir anlamı harekete geçirebilmeleridir (Danica Anderson, 2001, Louis Lagana ile özel mektuplaşma). Büyük Ana Tanrıça arketipi Batı dünyasında tarih öncesinden Hint-Avrupa işgallerine ve bugüne dek hep önemli bir yer tutmuştur ama bu arketip son 5000 yıldır bastırılmıştır - bazı yazarların savunduğu gibi Victoria dönemine kadar sürecek üç yüzyıllık cadı avında doruğa çıkacak Judeo-Hristiyanlığın tanrıça karşıtı görüşü tarafından.
Büyük Ana Tanrıçanın insani ilahi yönleriyle temsil edildiği ve aynı zamanda Dünya gezegenini - doğurganlık, doğa ve bereket - sembolize ettiğinde hemfikiriz. Dünyanın ne hale geldiğine baktığımız ve çevrecilerin ekosistemimiz için neden bu kadar endişelendiklerini düşündüğümüzde, Dünyanın ekolojik olarak bastırıldığını çabucak anlarız. Öte yandan, kadim zamanlardan günümüze kadınların çok uzun bir süre - kimi ülkelerde hala - baskı altında yaşadıklarını da görürüz. Bütün bunlar Büyük Ana Tanrıça'nın yeniden ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu yeniden doğuş dişil yönlerin bastırılmasından ve hapsedilmesinden kaynaklanıyor. Orta Çağda dokuz milyon kadının cadı diye öldürülmesi ve Afganistan, Bosna, Ermenistan ve Afrika'da kadınların kitlesel kıyımı kutsal dişiliği suyüzüne itiyor. Geçmiş, gelecekle ilgili beklentilerin bugüne taşınmasıyla örülüyor (Anderson, 2001)
Psikolojinin temel kuralı burada da işliyor: bastırılan mutlaka bir şekilde çıkar. Ana Tanrıça'ya olan bu ilgiyi dünyanın çeşitli bölgelerinde düzenlenen seminer ve konferanslarda, konu hakkında yazılan yüzlerce kitap ve dergide, internet sayfalarında ve antik sitelere düzenlenen organize turlarda (kadınlar için özel hac) gözlemlemek mümkün. Goddessing Regenerated gazetesi editörü Willow La Monte de benzer görüşte:
Ayrıca La Monte, obezliğin neolitik hayatın belirgin bir yönü olduğu fikrinde ve bunun dönemin kültürel simgesi olduğunu düşünüyor:
La Monte, çağdaş toplumda kadının obezliğe yüklenen simgesel anlamı yitirdiği görüşünde. Bunu kadın kavramının eski zamanlara göre farklı olduğunu savunan baskın ideolojiye bilinçsiz bir direniş olarak değerlendirmek mümkün. Kadın doğaya daha yakındı ve bu yüzden tarih öncesi ikonografide dişi tanrıçalar doğurganlık ve bereketin tüm yönleriyle tasvir edilirdi.
Bugün, Büyük Ana Tanrıçanın neden bilincimize geri döndüğünü anlayabiliyoruz. Sonuçsa çok çeşitli formlarda gelen ilham. Bu keşif dünya yüzeyindeki birçok sanatçı tarafından görsel ve yazılı sanatlarda hissedilebiliyor. Neolitik tanrıça imgeleri kadın erkek tüm sanatçılar için cazibe merkezi olmuş durumda. Neolitik sembolizmi temel alan, adeta olağanüstü bir yaratıcılık sağanağı var. Giderek daha fazla kadın bu imgelerle muhatap oluyor ve sanatçı sanki otacı ya da şamanın yerine geçmiş, onun rolünde; bize evrenin canlı, bilinçli ve spiritüel güçle dolu olduğunu söylüyor. İlham verici olduğu kadar güçlendirici de.
Görüldüğü üzere büyük tanrıçalar arketipik dişil sembolizmin en ilkel dışavurumları; anaerkil sembolizmi kıyas kabul etmeyecek formda temsil ediyorlar. Büyük tanrıçaların pozitif ve negatif olmak üzere dönüşümlü öğeleri var. Doğanın güçlerinin ve bilinçdışının simgeleri olarak tanrıçalar hem doğurganlığı hem cinselliği, hem yaşamı hem de ölümü temsil ediyorlar - dişi zıtları içeriyor, ve dünya yaşıyor çünkü yeryüzü cennete, gece gündüze, ölüm yaşama bağlanıyor. İnsanlık binlerce yıl boyunca şeylerin bu birbirine karışmayan birliği içinde yaşadı (Veen, 1992, 45).
Çağdaş insanda bu dişil arketipin doğuşu insanlarla yeryüzünü biraraya getiren bilinçliliğin gelişimini göstermekte. Ataerkil eğilimli kültürümüzün yaşadığı krizi dengelemeye çalışıyor. Feminizm kadın-erkek eşitliğini savunan siyasi bir hareket olarak yola çıkmıştı. Daha sonra, ilahi dişiliğin spiritüelliğin merkezi konumunda olduğu, Yeni Çağ hareketi dediğimiz Tanrıça hareketi doğdu.
Uzak geçmişte bir ana-tanrıça dininin varlığı arkeologlar arasında hala çok tartışmalı bir konu fakat mitologlar, sanatçılar, din araştırmacıları ve psikologlar için oldukça inandırıcı bir araç. Bilerek ya da bilmeyerek, işlerindeki mesajı iletmek için ana arketipini kullanan çok sayıda sanatçı var.
Kaynak: Louis Lagana, Malta Üniversitesi
Büyük Ana Tanrıçanın insani ilahi yönleriyle temsil edildiği ve aynı zamanda Dünya gezegenini - doğurganlık, doğa ve bereket - sembolize ettiğinde hemfikiriz. Dünyanın ne hale geldiğine baktığımız ve çevrecilerin ekosistemimiz için neden bu kadar endişelendiklerini düşündüğümüzde, Dünyanın ekolojik olarak bastırıldığını çabucak anlarız. Öte yandan, kadim zamanlardan günümüze kadınların çok uzun bir süre - kimi ülkelerde hala - baskı altında yaşadıklarını da görürüz. Bütün bunlar Büyük Ana Tanrıça'nın yeniden ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır.
Bu yeniden doğuş dişil yönlerin bastırılmasından ve hapsedilmesinden kaynaklanıyor. Orta Çağda dokuz milyon kadının cadı diye öldürülmesi ve Afganistan, Bosna, Ermenistan ve Afrika'da kadınların kitlesel kıyımı kutsal dişiliği suyüzüne itiyor. Geçmiş, gelecekle ilgili beklentilerin bugüne taşınmasıyla örülüyor (Anderson, 2001)
Psikolojinin temel kuralı burada da işliyor: bastırılan mutlaka bir şekilde çıkar. Ana Tanrıça'ya olan bu ilgiyi dünyanın çeşitli bölgelerinde düzenlenen seminer ve konferanslarda, konu hakkında yazılan yüzlerce kitap ve dergide, internet sayfalarında ve antik sitelere düzenlenen organize turlarda (kadınlar için özel hac) gözlemlemek mümkün. Goddessing Regenerated gazetesi editörü Willow La Monte de benzer görüşte:
Asya ve Afrika'nın bazı kısımlarında doğa ve tanrıça geleneklerini halen sürdüren ilkel kültürler mevcut. Topluluğun tümüne hitap eden spiritüelliğin temel formu daima doğanın döngüleri şeklinde.
Ayrıca La Monte, obezliğin neolitik hayatın belirgin bir yönü olduğu fikrinde ve bunun dönemin kültürel simgesi olduğunu düşünüyor:
Çağdaş Batı kültürü kadın imgeleri konusunda kısır. Model ve aktrislerimizin tek bir vücut tipi var gibi. Modern ikonografide, televizyonde ve medyada kadınların güzel yaşlandığını görmeyiz. Halbuki eski tanrıça kültüründe yaşlanma dönemi hayatın döngüsünün tıpkı gençlik gibi bir parçasıdır. Vücut tipleri de günümüzle kıyaslandığında çeşitlilik gösterir.
La Monte, çağdaş toplumda kadının obezliğe yüklenen simgesel anlamı yitirdiği görüşünde. Bunu kadın kavramının eski zamanlara göre farklı olduğunu savunan baskın ideolojiye bilinçsiz bir direniş olarak değerlendirmek mümkün. Kadın doğaya daha yakındı ve bu yüzden tarih öncesi ikonografide dişi tanrıçalar doğurganlık ve bereketin tüm yönleriyle tasvir edilirdi.
Bugün, Büyük Ana Tanrıçanın neden bilincimize geri döndüğünü anlayabiliyoruz. Sonuçsa çok çeşitli formlarda gelen ilham. Bu keşif dünya yüzeyindeki birçok sanatçı tarafından görsel ve yazılı sanatlarda hissedilebiliyor. Neolitik tanrıça imgeleri kadın erkek tüm sanatçılar için cazibe merkezi olmuş durumda. Neolitik sembolizmi temel alan, adeta olağanüstü bir yaratıcılık sağanağı var. Giderek daha fazla kadın bu imgelerle muhatap oluyor ve sanatçı sanki otacı ya da şamanın yerine geçmiş, onun rolünde; bize evrenin canlı, bilinçli ve spiritüel güçle dolu olduğunu söylüyor. İlham verici olduğu kadar güçlendirici de.
Görüldüğü üzere büyük tanrıçalar arketipik dişil sembolizmin en ilkel dışavurumları; anaerkil sembolizmi kıyas kabul etmeyecek formda temsil ediyorlar. Büyük tanrıçaların pozitif ve negatif olmak üzere dönüşümlü öğeleri var. Doğanın güçlerinin ve bilinçdışının simgeleri olarak tanrıçalar hem doğurganlığı hem cinselliği, hem yaşamı hem de ölümü temsil ediyorlar - dişi zıtları içeriyor, ve dünya yaşıyor çünkü yeryüzü cennete, gece gündüze, ölüm yaşama bağlanıyor. İnsanlık binlerce yıl boyunca şeylerin bu birbirine karışmayan birliği içinde yaşadı (Veen, 1992, 45).
Çağdaş insanda bu dişil arketipin doğuşu insanlarla yeryüzünü biraraya getiren bilinçliliğin gelişimini göstermekte. Ataerkil eğilimli kültürümüzün yaşadığı krizi dengelemeye çalışıyor. Feminizm kadın-erkek eşitliğini savunan siyasi bir hareket olarak yola çıkmıştı. Daha sonra, ilahi dişiliğin spiritüelliğin merkezi konumunda olduğu, Yeni Çağ hareketi dediğimiz Tanrıça hareketi doğdu.
Uzak geçmişte bir ana-tanrıça dininin varlığı arkeologlar arasında hala çok tartışmalı bir konu fakat mitologlar, sanatçılar, din araştırmacıları ve psikologlar için oldukça inandırıcı bir araç. Bilerek ya da bilmeyerek, işlerindeki mesajı iletmek için ana arketipini kullanan çok sayıda sanatçı var.
Kaynak: Louis Lagana, Malta Üniversitesi
Kellee Maize ile Pagan Rap
Yeni dinler sanat dünyasında giderek daha fazla gündemi işgal ediyor. Resim ve heykelin öncülük ettiği bu trende müzik de ayak uydurmakta geç kalmadı ve kara metal, gotik rock derken günümüzde pagan sanatçıların ağırlığı da kendisini iyiden iyiye hissettirmekte. Kellee Maize'in tarzına isim bulmak zor; hip-hop rap karışımı diyelim. Tarzın nisbeten alışılageldik olmadığını söylemek mümkün değil ancak Maize'i farklı kılan arkaplan ve sözlerdeki pagan öğeler. Third Eye şarkısı bütün bunları tek bir potada eritmeyi başarıyor.
15 Ekim 2013 Salı
Kurban Olsun Bayram Bize!
Yakınlaşma mevsimi geldi ya, vatandaş tatlı bir telaş içindeydi gölgelerin kısalmasıyla birlikte.
Dualarla boğazı kesilen mal ya da hayvan ya da kurban sallandırıldı kepçeden bir süre, kanı çabuk aksın diye. Fazla kalmadı orada zahir, sıradakine yer açmak için kendisiyle aynı kaderi paylaşmış arkadaşlarının yanına serildi. Henüz canlıydı. Bir kaç defa kalkmaya yeltendiyse de olmadı, yetmedi gücü. Arapça mırıldanan sözler dindirmedi acısını. Baktı elinde fırçalarla fışkıran kanını toprakta taze açılmış çukura aceleyle süpüren adamlara: Temizlik ve iman, ayrılmaz ikili! Pudra'dansa ses seda yok, belli ki bu diyarlara uğramayacak.
Düşününce üzülüyor insan, acaba kepçe olmadan nasıl yapılıyordu bu işler ortaçağda? Çukuru açmak kaç saat sürüyordu, ya da hayvanı asmak nasıldı? Hayal etmesi bile güç.
Bugün bayram, kutlu olsun!
Bu arada, tavuk etinde indirim var.
Dualarla boğazı kesilen mal ya da hayvan ya da kurban sallandırıldı kepçeden bir süre, kanı çabuk aksın diye. Fazla kalmadı orada zahir, sıradakine yer açmak için kendisiyle aynı kaderi paylaşmış arkadaşlarının yanına serildi. Henüz canlıydı. Bir kaç defa kalkmaya yeltendiyse de olmadı, yetmedi gücü. Arapça mırıldanan sözler dindirmedi acısını. Baktı elinde fırçalarla fışkıran kanını toprakta taze açılmış çukura aceleyle süpüren adamlara: Temizlik ve iman, ayrılmaz ikili! Pudra'dansa ses seda yok, belli ki bu diyarlara uğramayacak.
Düşününce üzülüyor insan, acaba kepçe olmadan nasıl yapılıyordu bu işler ortaçağda? Çukuru açmak kaç saat sürüyordu, ya da hayvanı asmak nasıldı? Hayal etmesi bile güç.
Bugün bayram, kutlu olsun!
Bu arada, tavuk etinde indirim var.
11 Eylül 2013 Çarşamba
Dünyanın Değiştiği Gün
Oniki yıl önce bugün dünya değişti. Coğrafyamızda ve ülkemizde yaşadığımız çalkantıların çoğunun temeli New York'ta, yıkılan Dünya Ticaret Merkezi'nin ikiz kulelerinin çukurunda atıldı.
Kontrolden çıkan bir gericilik dalgasına önlem olarak ılımlı İslam'ı düşündü birileri; uyguladılar da. Bedelini ödüyoruz.
Peki çare oldu mu? Sanmam. Sorsalar söylerdim: mürtecinin mutedili olmaz!
O gün ölenleri saygıyla anıyorum.
Kontrolden çıkan bir gericilik dalgasına önlem olarak ılımlı İslam'ı düşündü birileri; uyguladılar da. Bedelini ödüyoruz.
Peki çare oldu mu? Sanmam. Sorsalar söylerdim: mürtecinin mutedili olmaz!
O gün ölenleri saygıyla anıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









