orta-dogu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orta-dogu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2015 Pazartesi

Toplumları Ne Motive Eder?

tank fabrikasi

Benjamin
Dar Geçitteki Aydın (Ayrıntı Yay.)
Jay Parini

Günümüz insanının giderek proleterleşmesi ve kitleleşmenin artışı madalyonun iki yüzü gibidir. Faşizm, yaratılan yeni kitleleri temeldeki mülkiyet yapısını bozmadan düzene sokmaya çalışır... Faşizm kurtuluşu, bu kitlelere haklarını değil kendilerini ifade etme fırsatını vermekte görür. Kitlelerin mülkiyet ilişkilerini değiştirme  hakları vardır ama faşizm onlara konuşma hakkı verirken mülkiyeti korur. Faşizmin doğal sonucu siyasal yaşama estetiğin sokulmasıdır...

Siyaseti estetik hale getirmeye yönelik olarak sarf edilen çabaların tümü tek bir noktada sonuçlanır: Savaş. Geleneksel mülkiyet sistemi içinde en geniş çaplı kitlesel hareketlerin önüne bir hedef koyabilen şey ancak ve ancak savaştır. Durumun siyasal olarak formüle edilişidir bu. Teknolojik olarak formüle etmek içinse şu söylenebilir: Mevcut mülkiyet sistemi içinde günümüzün tüm teknolojik kaynaklarını seferber edebilecek tek şey savaştır.
-- Walter Benjamin

Sanırım tarih aynı rotayı izlemiyor, toplumlar da öyle... Ya da oldukça sıradışı bir estetik anlayışımız var.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Ne Kadar Bonzai İçtiniz?

Mavi hapı seçin

Merkel'in ulusal güvenlik gerekçesiyle tüm hükümet üyelerini ve üst düzey bürokratları yıllarca dinletmesi, sabah akşam çift doz bonzai çekmiş akıl ve ahlâktan pek az nasibini almış son müslüman Türk milletini nedense etkilememişe benziyor. Bir öğün haplamayıp berrak bir zihin durumuna geçebilseler Almanların, dolayısıyla tüm Batı'nın evlere şenlik TC hükümetini dinlemesinin olası risklerini belki de farkedeceklerdi:

  1. Teröristlere silah tedariki

    İstedikleri kadar kendilerini avutup "biz onlara yollamıyoruz ki" diyedursunlar , sınırın güneyine yollanan her sevkiyatın belli bir yüzdesi, ederi mukabili IŞİD'e ve türevlerine aktarılıyor (iyimser senaryo); işin aslı, başlangıçta, IŞİD Suriye'de faalken alenen destek almış olabilir (kötümser senaryo). İşin suyu çıktıktan sonra umarım durdurmuşlardır (Davutoğlu'nun stratejik dehası bunun ihtimal dahilinde olduğunu gösteriyor). Bu mümtaz unsurların işlediği her cinayet TC'nin sorumluluk hanesine yazıyor. Bununla ilgili konuşmalar dinlemeye takıldıysa, ki takılmaması çok zor, bu kayıtlar zaten fotoğraflanmış ve videoya kaydedilmiş görüntülere altyapı sağlıyor.
  2. Stratejik deha
  3. Katliam/Soykırım

    Bazı bölgelerde olaylar cinayet boyutunu aşıp neredeyse soykırım boyutuna ulaştı. Bu menfur işlere bulaşan kızgın çocukların ulaşım, aktarma ve transferlerinde siyasi emirle yardımcı olunduğu, tevadilerinin yapıldığı, haftasonu tatil paralarının ödendiği aleni gerçek. Bazı hükümet yetkililerinin kameralar önündeyken bile "İsrail dölü," "afedersin Ermeni" gibi ürkünç beyanları, başbaşa, rahat rahat konuşurken neler söylemiş olabilecekleri hakkında bayağı fikir veriyor. Ermenilerin soykırım iddilarının 100. yılına girme arifesinde, Türkiye ile kapanmamış hesabı olan herkesin bu kayıtların peşine düşeceği kesin. 

İyimser senaryo:

Batı bu konuşmaları sızdırıp, hükümet üyelerini yargılama tehdidiyle, akla gelen her konuda istediği tavizi alır.

Kötümser senaryo:

Kayıtları uluslararası mahkemeye sunarlar, TC'ye milyarlarca dolar tazminat ödetirler. Önümüzdeki 100 yıl boyunca öderiz.

Sözün özü, kimin ne kadar çaldığı, cari açığın kaçta kaçını kapattığı, kaç imam hatip inşa ettiği, ayakkabı kutularının numarası, vb ikincil konular. Bir an önce bonzai tüketiminizi azaltın ve kendinize gelin.

2 Ocak 2014 Perşembe

Hatay'dan Bir TIR Geçti Sınırın Öte Yanına

Cahilin cesareti vardır çünkü bilgisizlik riskin doğru algılanmasını ve değerlendirilmesini tamamen rastlantılara bırakır; şansınız varsa eyleminiz başarılı sonuç verir ya da vermez. Maalesef talih kuşu cahilleri tarih boyunca pek sevmemiştir.

Suriye'deki Türkmenlere çok gizli yapılan insani yardımı taşıyan tırın deşifre olması aslında çok da önemli değildi. Biraz işini bilen bir iktidar aracın Adana'ya, Mersin'e, daha açık deyişle Suriye'den başka heryere gizli proje malzemesi taşındığını iddia eder, biraz utanç ve hafif yüz kızartısıyla olayı akıllıca kapatırdı.

Sıkıntı şu ki Türkiye Tekel büfesi bile işletemeyecek insanlar tarafından yönetiliyor. Hal böyle olunca, izleme ve gözleme faaliyetlerinden, örneğin uyduların nasıl çalıştığından bihaber oluyorlar.

21 yy'da uydu teknolojisi ve fotoğrafçılığı çok gelişti. Binlerce km yukarıdan, hava müsait olduğu takdirde, küçücük bir kibrit kutusunun üzerinde ne yazdığının bile okunması mümkün; tabii kibrit kutusunun nerede olduğunu biliyorsanız.

İlk başta çelişkili gibi görünen bu olguyu gelin Hatay'da durdurulan tıra uygulayalım. Örneğin kendimizi Rusya'nın yerine koyalım. Doğu Akdeniz'i tarayan bir uydumuz, Lazkiye'de bir üssümüz ve tam olarak yeri bilinmese de Kıbrıs'la Suriye arasında yüzer istihbarat gemimiz var. Esad'a yardım ediyoruz ve herkesin şikayet ettiği Müslüman teröristlere silâh sevkiyatını engellemek istiyoruz. Nakliyede kullanılan araçları tek tek yok etmemiz  mümkün değil, Suriye güçleri oraya ulaşamıyor. Hava operasyonu da Türk Hava Kuvvetleri'nin saldırganca tutumu yüzünden tercih edilmiyor. Nasıl bir çözüm bulursunuz? En basit ve barışçı çözüm bu sevkiyatı yapan ülkeyi dizüstü çöktürmek, yeter ki onun teröristlere yardım ettiğini kanıtlayabilin.

İşte bu ahval ve şeraitte hedef ülkenin (Türkiye) bir tır dolusu silahı sınırdan geçirme girişimi olur. Araç deşifre olur ve 5-6 saat boyunca Kırıkhan'da bekler. Buna rağmen malum ülkenin sazan yöneticileri kamyonu yollarlar. Fakat artık durum farklıdır. Uydu nereye bakacağını bilmektedir, Kırıkhan'dan nihai varış noktasına dek kameraları aracın üstünde olacaktır. Yükün nerede, kimlere verileceği an be an gözlenecek, belgelenecek ve ileride yol, su, elektrik ve KDV olarak geri dönecektir. Kimileri ağlayacak, kimileri gülecektir.

9 Aralık 2013 Pazartesi

Akademik Çarkı Felek

dini carkifelek
Döner kara bahtı inananların
Adı neydi unuttum, önemsiz insanlardan biri, kimbilir belki de treni seyreden otoburlardan biridir, müslümanlardan mucit çıkmayacağı tezini ileri sürünce, ben dahil çoğu insan bu kadar da olmaz türünden ifadelerle bunu protesto etmişti. Heyhat, tez doğru idi. Halihazırdaki yüksek öğretim üyesi stoğumuzun makul bir yüzdesi pekalâ akademik çarkıfelekle doçent ve profesör kadrolarına fırlatılmış olabilir. Sistem şöyle işler:

Makalenizi yazarsınız. Kerameti kendinden menkul, çeşitli "bilimsel" dergilerde yayınlarsınız. Bu müthiş yayına sizden önce benzeri yollardan yükselmiş eş, dost, akraba atıfta bulunur, siz de onların yayınlarına atıfta bulursunuz ve saadet zincirinin varlığını şüpheye yer bırakmaksızın ispat edersiniz. Üstelik, makalenizin özgün, yani orjinal olması bile gerekmez; keser yapıştırır, biçer kopyalar, gönlünüzce intihal yaparsınız.

İntihalin farkedilmesi ve hatta işinizden olmanız İslam coğrafyasında arzu edilen bir durumdur. Zira, davanızı açar, kaybetseniz de kazanır ve ardından işinize geri döndüğünüz gibi, çalışmadığınız ayların parasını artı islami faizini kovulduğunuz üniversiteden tahsil edersiniz. Doğru tarikattaysanız çarkıfelek döner ve size hep joker çıkar.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Esad Erdoğan'a Ne Yaptı?

esad ve erdogan
Gerçekten ne oldu? İki ülkeyi tarihlerinde olmadığı kadar yakınlaştıran, aralarından su sızmayan bu iki insan nasıl azılı birer düşman oldular, ya da daha doğru bir deyişle, Esad ne halt yedi ki Erdoğan adeta bir nefret topuna dönüştü. Niye babasına Esad (Hafız) derken oğluna Esed demeye başladık?

Demokrasi, insan hakları, çocuk ve kadın (yok daha neler) sorunları gibi RTE için eften püften olan şeyleri geçin tek kalemde; problem öyle bir şey olsaydı, Orta Doğu coğrafyasında sıra Suriye'ye gelene kadar çok kişi yanardı.

Belki daha da ilginci, kimse Esad'ın günahını merak etmedi; üzeri kamufle edildi ve asla gündeme getirilmedi. Peki Esad ne yaptı?