onulmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
onulmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2016 Pazartesi

İstismarcının Mutluluğu

Hümanizme çağ atlatan bir ülkede yaşamaktan gurur duyuyoruz. İnsan hakları davulunu tıpkı bir jaguar gibi deldik geçtik.

Dünya daha eşcinsellerin haklarıyla falan uğraşırken, biz üç adım daha ileri giderek istismarcıların çocuk sütü gibi hakkı olan mutluluğu veriyoruz demokrat müslüman ilerici yobazlarımız sayesinde. Bin yıllık zulüm bitiyor çok şükür!

Aşk engel tanımazmış samanlık seyran olunca. Hangi çılgın zincir vurabilir iman tahtası taşlaşmış, kalplerinin yerinde çöp kovası olanlara?


21 Ekim 2016 Cuma

Pastada Bal Alimde Sakal

Barış ve sevgi dininin alimlerinin sakalları ne yumuşak! Acaba ne kullanıyorlar? Gülsuyuyla aromalandırılmış eau du cologne olmasın? Lakin, bu mayhoş koku beyni ters etkileyebiliyor:



Ağzından bal damlıyor barış ve sevgi dininin yetkin alimlerinden Nurettin Yıldız denen şu şeyin, o da seviyor tavlayı. Tabii, siz de az değilsiniz; elinizde telefon, çıt çıt çıt, para kazandırıyorsunuz hocamız gibileri destekleyenlere. Ne demişler: Söyleyene değil söyletene bak.

9 Şubat 2016 Salı

Şiş Kebap Çok Güzel, Yine Gelecek Ben

sis kebap cok guzel
Ne çok işitmeyi severiz bu ifadeyi, nasıl da gururumuzu okşar. Biliriz gerçeği yansıtmadığını ama, gerçek güzel olmayınca ne yapsın son sünni müslüman Türk devletinin bireyleri?

Uzun bir aradan sonra yazıyorum günceme bir kez daha; tıpkı vakdi zamanında Özdemir İnce'nin dediği gibi yazmanın faydası olmadığını bilerek. Aklını yitirmiş bir toplumun, düpedüz kafasında kurguladığı hayalleri gerçek sanan (ing. delusional) reislerinin peşinde uçuruma doğru dörtnala gidişini izliyor yorgun gözlerim. Freni patlamış kamyonda, kendisini lastik top sanan yumurtalara bakıyorum; her sarsıntıda değil artık birkaçı, yüzlerle binlerle kırılıyor ama yılmıyorlar, daha hızlı diyorlar, tıpkı inançları gibi çölleştirdikleri memleketi bir uçtan diğer uca katederken.

Hüzünleniyorum. Keşke imkanım olsa diyebilsem ben de:

Şiş kebap çok güzel, yine gelecek ben.

Keşke diyebilsem içimden, "Nah gelirim bir daha!" diye.

1 Mart 2015 Pazar

Yaşar Kemal Geçti Buradan

yasar kemal

Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz'den başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz'in üstünde daima top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş topraklardan sonra Çukurova'nın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha karanlık!

yariya inmis bayrak

Bu bayrağı senin için değil de Suudi bir despot için indirenler utansın. Hatta utanmasınlar, daha yabani karanlıklarda ölene dek korku içinde yaşasınlar.

Hep kalbimizde yaşayacaksın Yaşar Kemal!

19 Şubat 2015 Perşembe

Ahlâk Çöktüğü Zaman

acik agiz
Özgecan için ne yazayım diye çok düşündüm; yazacaklarımın ona faydası olmayacağı çok açık. Başkalarına yarar mı peki? Koca bir bilinmez.

Geçen gün minibüsteyim. Tıngır mıngır giderken, arkamda oturmakta olan genç çift sonraki durakta inmek için ayağa kalktı. Koltuktan kapıya mesafe taş çatlasın 1,5 metre ve çocuk arkasındaki kızı üç defa kontrol etti. Kimileri bu davranışı kıskançlık, aşırı sevme ya da tacizden koruma vb olarak değerlendirebilir. Bence yanılıyorlar.

Bu daha çok sahiplenme, ama bir malı sahiplenir gibi sahiplenme. Başka kimse görmesin, izlemesin, süzmesin gibi bir şey. Nihai amaç kızın esenliği değil, aksine tam bir ben-merkezcilik, hatta bencillik.

Genç kıza söylemek isterdim: tez zamanda yanındakinden kurtul, geç olmadan. Söylemedim. Söyleseydim kaale alır mıydı? Bilmiyorum. Bildiğimse şu; Anadolu kadını kıskançlıkla sahiplenmeyi birbirinden ayıramıyor. Erkeğin kendisini kollamasını, kısıtlar koymasını bir sevgi belirtisi olarak kabul ediyor. Ve yüzlerce yıllık trajedi devam ediyor.

Şimdi diyeceksiniz ki bunun Özgecan'la ne ilgisi var? Doğrudan yok, ama saldırganıyla var. Karşımızda yine çok seven bir erkek var. Karısı boşanmak istiyor fakat tehditler yüzünden davayı geri çekiyor. 1-2 ay sonra da malum saldırı olayı gerçekleşiyor.

Demek istediğim, aslında failleri olay meydana gelmeden biliyoruz. Hepimiz çevremizdeki kokmuş ve kokuşmuş sebzelerin farkındayız. Yalnızca bekliyoruz ve serseri mayınlar gibi bir ona, bir diğerine çarpıyorlar. İzliyoruz onları, televizyondalar; hamileyken dolaşmayın diyorlar, bohça gibi sarın kendinizi diyorlar, kodum mu oturturum diye övünüyorlar, evlilik yaşının 10'a düşmesini istiyorlar, analarının diz kapaklarından tahrik oluyorlar. Ahlâksızca, arsızca, yüzsüzce, küstahça açıyorlar ağızlarını pahalı protezlerini seyredelim diye ekranlarımızdan. Bize barış ve sevgi dininden bahsediyorlar kafalar koparken. Aileden dem vuruyorlar cennette yüzlerce huri vaadederken. Ve ahlâksızlık "Allah Allah" naralarıyla saldırıyor hergün, Özgecanlar birer birer düşerken.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Armut Dibine Düşer

cift armut
Serseriler, terbiyesizler, şerefsizler, şunlar, bunlar... Hanım uluslararası temsilde, oğlan teftişte. Çok gemicikler kalkmıştır bu limandan, meçhule gittiğini umarak. Laşing kopar yük kayarken, çatırdayarak ayrılır omurga. Dökülür pespayeliğin ve kepazeliğin yolcuları köpüklü sulara. Heyhat, yardım için hiçbir kol uzanmaz onlara. Merhamet bile tükenir çünkü, tıpkı iktisat kuramlarındaki kaynaklar gibi kıttır o da. Bardağa düşen her damlayı dengelemek için azalır merhamet insanın denkleminde. Gün gelir bardaktaki su taşar, gemi batar ve sığınacak küçücük bir adayı boşa ara o küstah gözler. Alın teri akıtmadan kazanılmış altınlar ancak safra olur, kuşlar tükürür gibi başlarına pisler.

Dedikleri gibi, armut dibine düşer.

5 Aralık 2013 Perşembe

Dava Adamı olmak

Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu hapse girmeyi göze alarak 2004 tarihli Fetullah Gülen ve hareketini takip ve tasfiye amaçlı MGK kararlarını açıkladı ve benim gözümde dava adamı olduğunu kanıtladı. Kolay değildir; anılan kararı gazetede yayınlamak alenen suçtur ve beğenelim beğenmeyelim, Baransu ve gazete yetkilileri hakkında ceza davası açılacaktır. Takdir ediyorum.

Lâkin, herkesin atladığı ya da özenle gözden kaçırdığı bir gerçek daha var. İlgili kararda imzası bulunan general ve amiraller Hilmi Özkök, Aytaç Yalman, Özden Örnek, İbrahim Fırtına ve Şener Eruygur'a  bir sorum olacak:

Silah arkadaşlarınız ve emrinizdeki askerlerden bazıları F tipi örgüte karşı mücadele etmekten yargılandılar veya yargılanıyorlar. Bu MGK kararını açıklayıp, sanık askerlerinizin yapmış oldukları eylemlerin yasal temeli bulunduğunu söyleyebilir, muhtemelen onları kurtarabilirdiniz.

Kuşkusuz, Baransu yerine sizlere dava açılırdı ya, sessiz kalıp sustuğunuza değdi mi? Aynı üniformayı giydiğiniz, aynı karavanadan yediğiniz, gerekirse siz emrettiğiniz için ölmeye hazır o insanlar için neden konuşmadınız? "Onlar yasal emirleri uyguladılar, işte bu da belgesi," niye demediniz?

Neyi yıktığınızın farkında mısınız? Bu dava adamlığından daha önemli çünkü. Siz Türk ordusunun belini kırdınız, astın üste olan güvenini, inancını yok ettiniz. O kararı hikâyeden yok sayan hükümet kadar bile olamadınız, o gizlilik ilkesini yok sayamadınız.

Sizler milli orduyu yok ettiniz.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Çılgın Yeşil Gitti

lisa ve erje, 1985
Erje ve eşi Lisa, 1985
Hauptbahnhof'tan Bir Trene Bindim ve İkinci Caddenin Çılgın Yeşili (sanırım ileri demokratik sultanlığımızda yasaklanmıştı) gibi kült eserlerin yazarı Erje Ayden de aramızdan ayrıldı (10 Ekim). Ancak müzmin bir yabancı, gurbetteki bir Türk kitaplarına böyle isimler koyabilirdi. Bir şeyler yazacaktım ama nedense elim varmadı; gerçekten tanışmayı istediğim ender insanlardan biriydi Erje.  Belki de bu yüzden sözü onu tanımış olanlara bırakmak en iyisi: Harriet Staff (ing.) ve Ben Williams (ing.). Bu sonbaharın yaprakları sahiden kör bir jilet gibi oldu, aynalar artık düşman.

Son söz: Dante haklıymış ilahi komedya derken. 28. evlilik yıldönümüne dokuz dakika kala ölmüş Erje.

27 Ekim 2013 Pazar

Hoşçakal Lou!

gencecik bir Lou ve Nico
Lou Reed ve Nico
Thought of you as my mountain top,
Thought of you as my peak.
Thought of you as everything,
I've had but couldn't keep.
Linger on, your pale blue eyes.

Görsel: Lou & Nico

3 Ekim 2013 Perşembe

Akan Nehre Yaprak Ağlamak

Geldi yine mevsim-i Hazan (herkes uyduruyor, benim eksiğim ne?)! Ağlıyoruz yaprakları birer birer o zaman denen nehre; Tuncer Kurtiz, Turgut Özakman...

Her ölüm incitir, ama başkadır yine de Güz kayıpları. Güneşten kavrulmuş teniniz alışık değildir tuzlu gözyaşlarına; yanaklarınızda kuruyamadan savurur onları rüzgar. Oysa kalsınlar istersiniz, o ıslaklık hemen sizi terketmesin, uzasın o an ki kısacık da sürse yenelim o Azrail denen başbelasını. Kalmazlar.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Ali'nin Polis Arkadaşları

Gün geçmiyor ki Ali İsmail Korkmaz'ın nasıl polis tarafından katledildiğine dair yeni bir görüntü ortaya çıkmasın! Vuruyorlar, tekmeliyorlar, falakaya çekiyorlar. Süsüne büründüren valime inat, arkadaşları yerine hepsinde bir iki polis oluyor; ne de olsa canımız, malımız, namusumuzun bekçisi onlar, kahramanlarımız.

Önce kızmıştım, sevgili valim niye susuyor diye; neden bir açıklama yapmıyor, bir özür bile dilemiyor, "Kusura bakmayın, yanılmışım. Affedin!" demiyor diye. Bir anda bir şimşek çaktı gözlerimin önünde, aniden kör oldum. Sanki ilk vücut dışı deneyimimi yaşamıştım. Ardından gerçek bütün çıplaklığıyla önüme serildi:

Ali'yi döverek öldüren polisler onun arkadaşlarıydı, Ali'nin polis arkadaşları. Sayın valim haklıydı. Acele etmiş, erken karar vermiştim. Yılların imbiğinden süzülmüş tecrübesiyle O doğruyu nakletmişti bize.

Sayın valim!
Nasıl mahcubum, anlatamam. Sizden özür diliyorum. Ne olur bu aceleci ruhu affedin, büyüklük sizde kalsın!

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Somali'de Hava Nasıl?

Hatırlar mısınız, Somali'ye çıkarma yapılmıştı; gofretler, sakızlar, şarkılar, türküler, oyun havaları, vb. Ertesi bayram Arakan'dı istikamet. Acaba şu an Somali ne durumda? İşte biz gitmeden önce:

somali ic savas kurbanlari
Sıradan bir gün...

somali coplugu karistiran insanlar
Ve bir gün daha.

Acaba ziyaretimiz hayırlara vesile oldu mu? Yılışık medyanın poz poz verdiği resimlerdeki gibi mi? Niye Türk Elçiliği'ne saldırıldı? Neyi değiştirmeyi başardık?

Kurban Bayramı geliyor ya, bakalım bu yıl kısmet nereye?

23 Ağustos 2013 Cuma

Süsünü Büründürdüğüm Bağzı Şahıslar

Bu ülkede çirkin insanlar var; mide bulandıran, tiksindiren cinsten. Yemek niyetine hayvan tersi yiyen, sülfürik asit terleyen, cıva yumurtlayan, ağzından sözcük yerine karbon monoksit çıkan iğrenç insanlar.

Süsünü pek iyi büründürür onlar. Yandaş TV'lere çıkar, atar tutarlar. Nasıl olsa karşıt görüşlü birisi yoktur karşılarında. Hem olsa ne farkeder? Sallandırılmaktan beter eder kıymetlimin yargı sistemi tek bir ters laf çıktığında yüzeye.

Sabah akşam yalan söyler dururlar 76 milyona. Yarısı yer, bu da onlara yeter!

12 Haziran 2013 Çarşamba

İstanbul Belediye Başkanına Açık Mektup

Sevgili Kadir Topbaş,

Beni tanımazsın. Karşılaşmasına karşılaştık ama hiç tanışmadık. Belki bilmiyorsundur dün gece hemşerilerinin tepesine envai çeşit gaz, bomba, su, cop, tekme, tokat ve neyseki plastik mermi yağdı. Görmediysen normaldir zira, medyamız nihayet belgeselleri keşfetti, yer gök penguendi. Bir diktatörün paralı askerleri iyice bir temizlediler hemşerilerini ve Taksim Meydanı'nı, pırıl pırıl oldu; çalışma arkadaşın vali pek mutlu oldu, gururluydu. Ne de olsa haketmemişti senin komşuların, dostların, akrabaların, iş arkadaşların ve onların çocukları gülsuyunu; biber daha iyi gelirdi senin şehrinin sözde vandallarına. Ezdiler İstanbulluları, sen duymadın.

Oysa biliyorum, seni de ezdi o Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olan zat. Çiğnedi belediyeni ve meclisini ve park ve bahçeler müdürünü. Hemşerilerinin gözü önünde nereye park, nereye kışla, nereye havalimanı, nereye köprü yapılacağını öğretmeye kalktı sana. Hep nazik ve kibardın, "zat-ı alileri öyle arzu ediyor" diyebildin kameralara, içinde ne fırtınalar koptu o anda bilemem ama dinlemeye hazırım trajedini.

Takılma artık o barbarların peşine! Ne yüzde kaç oy aldıkları umrumda artık, ne de diğer yalanları. Emin ol, hemşerilerinin çoğu aynı fikirde.

Gel sana Sütiş'te bir tavukgöğsü ısmarlayayım. Yo, kapalı yerde daralırım diyorsan, Kanlıca'da yoğurt yiyebilir, ille de deniz havası diye tutturacaksan atlarız vapura, ver elini Büyükada! Karşılıklı adaçaylarımızı höpürdetiriz. Sana oy vermeye elim gitmez artık, kırarım ellerimi daha iyi tulumbacıların torunlarını TOMAlara su taşırken gördükten sonra. Yine de zaman iyileştirir yaraları ve bir ihtimal affederim seni; yeter ki sen gel hemşerilerinin yanında ol.

11 Haziran 2013 Salı

Banka Müdürünün Trajedisi

kara tul cokerken
Ne güzel günlerdi! İçindeki tarifsiz sıkıntıyı bir kadeh viskiyle batmakta olan güneşin kollarına terketmek. Bir şeyler ters olmasına tersti, lakin işler o kadar güzeldi ki! Aslında alacağı ikramiye, bonus ve jestiyonlara yıllar önce ihtiyacı kalmamıştı; dünyalığını çoktan düzmüştü. Peki niye halâ oradaydı?

Ama işler bir anda dönmüş, para kaçmasın derken gerçek rengini göstermişti. Gerçek rengi gerçekten o muydu acaba? Çoktan unutmuştu. Fakat o yüce şahsiyet öyle olduğunu varsaydı. Önce bir fırça, ardından hafif bir azar, yetmedi tehditle geldi üstüne. Serf muamelesi yaptı ona, adeta mikroskopik bir varlık, tek hücreli bir canlıymış gibi. Ezdi onu milyonların önünde.

Ve işte camdan kulesinde, elinde gayrımilli içkisi, yine bir karar vermek zorundaydı; vermese ne olurdu sanki? Ya kuyruğunu bacaklarının arasına alıp sineye çekecekti o lafları ve hergün binlerce çalışanının önünden başı eğik geçecekti, ya da hakettiği cevabı verecekti ona - o çocuklarda olandan milyon katı vardı onda; yatı, katı, arabası, ikinci arabası...

Tekrar sığındı gayrımilli içkisinin verdiği o geçici sıcaklığa. Trajedi kara bir tül gibi örttü bukalemun derisini.

5 Haziran 2013 Çarşamba

Olan Güzelim Penguenlere Oldu

Böyle rezalet ancak Türkiye gibi dünyanın en zavallı AB grubunun olduğu bir ülkede yaşanabilirdi. Adına haber kanalı etiketini yakıştırıp da ortalık toz dumanken Güney kutbundaki imparator penguenlerini izlettirerek iktidardan nimet dilenen bir TV istasyonu başka nerede olabilirdi ki? Onurlu, omurgalı, cebinde azıcık harcayacak parası olan herkes bu musibet kanalı ve onun komprador uzantılarını kapitalist sistemin mantığı içerisinde çoktan işsiz bırakmıştı; tabii gezegenin diğer bir köşesinde!

Bu kadar zor mu arkadaş? Bu kadar mı muhtaçsın haberleri malum kanaldan öğrenmeye? Haberlerin yanında bedava çay pasta servisi mi yapıyorlar?

İşin kötüsü, o sevimli penguenlerin göründüğü belgeseller belki de orada seyretmeye değer bulduğum tek programdı. Listeye iki şirket daha girerken olan canım penguenlere oldu. Başka yerde izleriz artık.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Küçük Esnaf Olimpiyadı

seyyar kofte ekmek saticisi
Türkiye'nin, daha doğrusu İstanbul'un olimpiyat saplantısı sürüyor; sanırım beş ya da daha fazla yıldan beri milyonlarca liralık kaynak bu heves uğruna çarçur edildi. Aslında saplantı İstanbulluya da ait değil, çünkü meşhur Olimpiyat Stadında herhangi bir maç rezaletini yaşamış o güzel şehrin yerlisi, onbinlerce insanı aynı saatte, bir yerden diğerine nakletmenin herkese ne kadar büyük bir külfet getireceğini bilir, bilmese de sezer. Üstelik bir çıkarı da yoktur bu organizasyondan.

Hattâ, biraz geri gidip son bir yılda İstanbul'da düzenlenmiş turnuvalara bakarsak, örneğin WTA Tenis, Avrupa Yüzme Şampiyonası, Türkiye Bisiklet Turu vb, seyirci ilgisinin tavan yaptığını iddia etmek de mümkün değil.

Peki bu olimpiyadı kim ister?

Tabii ki küçük esnaf! Olimpik sporcularımızın sayısı iki elin parmaklarından azmış (dopingli olanları düştükten sonra), ne gam? Araziler el değiştirecek, planlar yeniden çizilecek, ihaleler alınıp verilecek ya. Oteller dolacak, taksiler vızır vızır çalışacak, seyyar börekçiler ve köfte-ekmekçiler yok satacak. Bir koyup beş alınacak.

Ah, bir kandırabilseler şu komiteyi. Aslında maraton aşığı olduğumuza, yüzme deyince akan suların durduğuna, jimnastikle nefes alıp verdiğimize, yüksek atlamanın lafının bile edilmesinin kalpleri durdurduğuna bir ikna edebilseler...

Parayı koyacak yer bulamazlar vesselam!

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Gliptikoya Salgını

huseyin yuce deniz gezmiş bustu
Yunanca glyptiki (heykel) sözcüğünden türetilmiş gliptifobi heykel korkusu anlamına geliyor. Memleketteki gliptifobiklerin sayısı hızla artıyor. Öyle ki iş salgın boyutlarına vardı varacak. Heykeltıraş Hüseyin Yüce tarafından yapılan Deniz Gezmiş heykelinin Mimar Sinan Ünv. Güzel Sanatlar Fakültesi yönetimince kaçırılıp bir bodruma tıkılması hastalığın fobi sınırlarını aştığının göstergesi; belki de gliptikoya daha doğru bir teşhis olur.

Eğer tıp ve/veya psikoloji literatüründe heykel korkusu diye bir şey varsa ve ben görmemişsem yandı gülüm keten helva; inanın bakmadım. Ama  ya yoksa? Behçet hastalığından beri kısır olan tıp dünyasına yeniden katkıda bulunma fikri beni heyecanlandırmadı değil, çünkü bu akademik kadrolarla ne köy olur, ne kasaba. Olsa olsa intihal yapar, güzide kurumlarımızdan birine başkan falan olurlar.

Başka ne diyeyim, bilemiyorum, ucube'nin ardından şimdi de bu. Böyle başa böyle tıraş!

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Hesap Sorma Demişken

deniz gezmis, yusuf aslan, huseyin inan
Vallahi bunun hesabını soracağız. O üç fidanı katleden zihniyetin bu dünyada hesaba çekildiğini görecek ve bundan dolayı da hamd edeceğiz.