Cahilin cesareti vardır çünkü bilgisizlik riskin doğru algılanmasını ve değerlendirilmesini tamamen rastlantılara bırakır; şansınız varsa eyleminiz başarılı sonuç verir ya da vermez. Maalesef talih kuşu cahilleri tarih boyunca pek sevmemiştir.
Suriye'deki Türkmenlere çok gizli yapılan insani yardımı taşıyan tırın deşifre olması aslında çok da önemli değildi. Biraz işini bilen bir iktidar aracın Adana'ya, Mersin'e, daha açık deyişle Suriye'den başka heryere gizli proje malzemesi taşındığını iddia eder, biraz utanç ve hafif yüz kızartısıyla olayı akıllıca kapatırdı.
Sıkıntı şu ki Türkiye Tekel büfesi bile işletemeyecek insanlar tarafından yönetiliyor. Hal böyle olunca, izleme ve gözleme faaliyetlerinden, örneğin uyduların nasıl çalıştığından bihaber oluyorlar.
21 yy'da uydu teknolojisi ve fotoğrafçılığı çok gelişti. Binlerce km yukarıdan, hava müsait olduğu takdirde, küçücük bir kibrit kutusunun üzerinde ne yazdığının bile okunması mümkün; tabii kibrit kutusunun nerede olduğunu biliyorsanız.
İlk başta çelişkili gibi görünen bu olguyu gelin Hatay'da durdurulan tıra uygulayalım. Örneğin kendimizi Rusya'nın yerine koyalım. Doğu Akdeniz'i tarayan bir uydumuz, Lazkiye'de bir üssümüz ve tam olarak yeri bilinmese de Kıbrıs'la Suriye arasında yüzer istihbarat gemimiz var. Esad'a yardım ediyoruz ve herkesin şikayet ettiği Müslüman teröristlere silâh sevkiyatını engellemek istiyoruz. Nakliyede kullanılan araçları tek tek yok etmemiz mümkün değil, Suriye güçleri oraya ulaşamıyor. Hava operasyonu da Türk Hava Kuvvetleri'nin saldırganca tutumu yüzünden tercih edilmiyor. Nasıl bir çözüm bulursunuz? En basit ve barışçı çözüm bu sevkiyatı yapan ülkeyi dizüstü çöktürmek, yeter ki onun teröristlere yardım ettiğini kanıtlayabilin.
İşte bu ahval ve şeraitte hedef ülkenin (Türkiye) bir tır dolusu silahı sınırdan geçirme girişimi olur. Araç deşifre olur ve 5-6 saat boyunca Kırıkhan'da bekler. Buna rağmen malum ülkenin sazan yöneticileri kamyonu yollarlar. Fakat artık durum farklıdır. Uydu nereye bakacağını bilmektedir, Kırıkhan'dan nihai varış noktasına dek kameraları aracın üstünde olacaktır. Yükün nerede, kimlere verileceği an be an gözlenecek, belgelenecek ve ileride yol, su, elektrik ve KDV olarak geri dönecektir. Kimileri ağlayacak, kimileri gülecektir.
ulastirma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulastirma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Ocak 2014 Perşembe
25 Ekim 2013 Cuma
Perge Yolları
Güneşin içinizi tatlı tatlı yaktığı, rüzgarın kulağınıza "Haydi, gel kaçalım" dediği günlerden biriydi bugün. Bu kadar ısrara dayanamayıp seyahat planımı yaptım. Rota basitti: Atatürk Bulvarı, Mersin-Antalya karayolu ve Perge sapağı. Tabii, Google'a göre basit olması yolculuğun kolay geçeceğinin sarsılmaz bir kanıtı değil.
Düştük yola, pedala kuvvet gidiyoruz. Atatürk Bulvarı'na girdik, bir türkü tutturduk: bir fırın yaptırdım, doldurdum börekleri misali. Nasıl oldu bilmiyorum ama bulvarı bir şekilde kaybettim, kendimi bir anda (bana öyle geldi) ara sokakta buldum. Domates, maydanoz vb seralarının arasında. Şimdi diyeceksiniz, insan koskoca bulvarı gözden kaçırır mı? Sorunuzu anlayışla karşılıyorum çünkü Atatürk Bulvarı'nı muhtemelen görmediniz:
Buranın belediye yetkilileri ya bayağı geniş ya da inanılmaz derecede ileri görüşlü insanlar, onyıl sonrasına göre isim veriyorlar cadde (iki midibüs yan yana ancak sığıyor) ve sokaklara (iki traktörün sığdığı yollar). İşte Atatürk Bulvarı bilmem kaç küsur yıl sonra aha buradan geçecek.
Neyse, hasbel kader, yani HKV (hisse kablel vuku) yöntemiyle bulvarı bir daha keşfettikten sonra Mersin yoluna sorunsuz ulaştık. Google'a göre hemencecik, bana göre bayağı sonra Perge sapağına intikal edip, kısa bir yokuşun ardından destinasyonumuza (etrafta turizmciler vardı) vardık. 15 TL bilet parası vermemek için 50 TL'ye bir müze kart alıp, arkeologlarımızın çalışmasını yerinde gözlemlemek amaç ve niyetiyle sahaya indik.
Çektiğim onca fotoğraf arasında Perge'nin bir zamanki ihtişamını yansıtanlardan biri işte yukarıdaki. Resim sizi yanıltabilir, isterseniz bir de kentin planına bakalım:
Yetmiş yıldan beri devam eden ve henüz üçte biri bile açığa çıkarılamamış, Türkiye'nin en uzun soluklu arkeolojik kazı sitelerinden biri Perge.
Ve biraz hayalgücü yardımıyla vakti zamanında hakikaten yaşanacak bir yermiş diyorsunuz. Agora'da iki tur attıktan sonra, gölge bir ağacın altında, elinizde bir kadeh şarap (asla üzüm suyu değil), Sappho'nun size şiir okuduğunu hayal ediyorsunuz.
Ve bu hayale bir çeşme, yani nymphaeum yakışmaz mı?
Yakışır elbet!
Dönüşte Atatürk Bulvarı'nı bir kez daha kaybedip buldum! Ya aklım Sappho'da kaldı, ya da çok dalgındım.
Düştük yola, pedala kuvvet gidiyoruz. Atatürk Bulvarı'na girdik, bir türkü tutturduk: bir fırın yaptırdım, doldurdum börekleri misali. Nasıl oldu bilmiyorum ama bulvarı bir şekilde kaybettim, kendimi bir anda (bana öyle geldi) ara sokakta buldum. Domates, maydanoz vb seralarının arasında. Şimdi diyeceksiniz, insan koskoca bulvarı gözden kaçırır mı? Sorunuzu anlayışla karşılıyorum çünkü Atatürk Bulvarı'nı muhtemelen görmediniz:
Buranın belediye yetkilileri ya bayağı geniş ya da inanılmaz derecede ileri görüşlü insanlar, onyıl sonrasına göre isim veriyorlar cadde (iki midibüs yan yana ancak sığıyor) ve sokaklara (iki traktörün sığdığı yollar). İşte Atatürk Bulvarı bilmem kaç küsur yıl sonra aha buradan geçecek.
Neyse, hasbel kader, yani HKV (hisse kablel vuku) yöntemiyle bulvarı bir daha keşfettikten sonra Mersin yoluna sorunsuz ulaştık. Google'a göre hemencecik, bana göre bayağı sonra Perge sapağına intikal edip, kısa bir yokuşun ardından destinasyonumuza (etrafta turizmciler vardı) vardık. 15 TL bilet parası vermemek için 50 TL'ye bir müze kart alıp, arkeologlarımızın çalışmasını yerinde gözlemlemek amaç ve niyetiyle sahaya indik.
Çektiğim onca fotoğraf arasında Perge'nin bir zamanki ihtişamını yansıtanlardan biri işte yukarıdaki. Resim sizi yanıltabilir, isterseniz bir de kentin planına bakalım:
Yetmiş yıldan beri devam eden ve henüz üçte biri bile açığa çıkarılamamış, Türkiye'nin en uzun soluklu arkeolojik kazı sitelerinden biri Perge.
Ve biraz hayalgücü yardımıyla vakti zamanında hakikaten yaşanacak bir yermiş diyorsunuz. Agora'da iki tur attıktan sonra, gölge bir ağacın altında, elinizde bir kadeh şarap (asla üzüm suyu değil), Sappho'nun size şiir okuduğunu hayal ediyorsunuz.
kimileri süvari diyor ve diğerleri
piyadeyi tercih ediyor ya da bir filonun
uzun küreklerini
bana göre, kara toprak üstünde
sevdiğin kimse, odur
en mükemmeli.
Ve bu hayale bir çeşme, yani nymphaeum yakışmaz mı?
Yakışır elbet!
Dönüşte Atatürk Bulvarı'nı bir kez daha kaybedip buldum! Ya aklım Sappho'da kaldı, ya da çok dalgındım.
26 Ağustos 2013 Pazartesi
Köfteci Hasan Neye Karşı?
Usta'nın seyir defteri
Yıldız tarihi: 2013.1
Mevki: Tokat-Turhal duble karayolu
Kayıt burada bitiyor.
Yıldız tarihi: 2013.1
Mevki: Tokat-Turhal duble karayolu
![]() |
| Çapulcu Özgürlük |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





