21 Ağustos, 1968. Londra. Royal Albert Hall ünlü çellist Rostropoviç'i ağırlıyor, üstad Çek besteci Dvorak'ın çello konçertosunu yorumlayacak. Kaderin cilvesi, aynı saatlerde Sovyet tankları Prag sokaklarına dalmış, Dubçek rejimini insafsızca ezmekte. Evgeny Svetlanov yönetimindeki Sovyet Devlet orkestrası protestolara aldırmadan konsere çıkıyor. Ve Slava. Sahnede. Kalabalık içinde ama yalnız. Bildiği, inandığı sistemle, herşeyle ilgili ilk kuşkularını yaşıyor. Kelebeğin kozadan çıkma vakti.
Sanatçıların böyle anları, Rostropoviç anları olur, olmalı da, gerçekten sanatçıysalar, tabii. Çünkü sanatçı toplumun vicdanıdır. Herkes susar, o susmamalıdır. Bugün, şimdi, bu ülkede, doğuda, batıda, yaşanan bu islamcı kepazelikte sesi her zamankinden de gür çıkmalıdır.
Tarihi '68 Londra konserinin kaydı aşağıda. Bir bunu dinleyin, bir de Slava'nın eseri başka yer ve zamandaki çalışını.
siyasal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Şubat 2016 Pazar
25 Şubat 2015 Çarşamba
Aksırıp Tıksırıncaya Dek Yiyenleri
(Başlığın devamı yazının sonunda) Alexander Soljenitsin Gulag Takımadaları'nda Stalin'in şerefine düzenlenen bir konferansta yaşanmış bir olayı nakleder:
Konuşma biter, herkes ayağa kalkıp alkışlamaya başlar. Eller yorulur, avuçlar kızarır, ama herkes sanki salonda NKVD ajanları varmış ve alkışı ilk keseni alıp götürecekmiş gibi alkışlamaya devam eder. Ta ki yorgunluktan düşüp bayılana dek.
Sahtekârlıktan samimiyet doğar mı? Evet! Görüldüğü gibi takdir sahte ama yorgunluk gerçektir. İçten pazarlıklı bir onay pekalâ yapmacık olmayan bir sona kavuşabilir. Tarih bunu yazmıştır.
(Başlığın devami) ... alkışlayın avuçlarınız patlayıncaya dek.
Konuşma biter, herkes ayağa kalkıp alkışlamaya başlar. Eller yorulur, avuçlar kızarır, ama herkes sanki salonda NKVD ajanları varmış ve alkışı ilk keseni alıp götürecekmiş gibi alkışlamaya devam eder. Ta ki yorgunluktan düşüp bayılana dek.
Sahtekârlıktan samimiyet doğar mı? Evet! Görüldüğü gibi takdir sahte ama yorgunluk gerçektir. İçten pazarlıklı bir onay pekalâ yapmacık olmayan bir sona kavuşabilir. Tarih bunu yazmıştır.
(Başlığın devami) ... alkışlayın avuçlarınız patlayıncaya dek.
23 Şubat 2015 Pazartesi
Toplumları Ne Motive Eder?
Benjamin
Dar Geçitteki Aydın (Ayrıntı Yay.)
Jay Parini
Günümüz insanının giderek proleterleşmesi ve kitleleşmenin artışı madalyonun iki yüzü gibidir. Faşizm, yaratılan yeni kitleleri temeldeki mülkiyet yapısını bozmadan düzene sokmaya çalışır... Faşizm kurtuluşu, bu kitlelere haklarını değil kendilerini ifade etme fırsatını vermekte görür. Kitlelerin mülkiyet ilişkilerini değiştirme hakları vardır ama faşizm onlara konuşma hakkı verirken mülkiyeti korur. Faşizmin doğal sonucu siyasal yaşama estetiğin sokulmasıdır...
Siyaseti estetik hale getirmeye yönelik olarak sarf edilen çabaların tümü tek bir noktada sonuçlanır: Savaş. Geleneksel mülkiyet sistemi içinde en geniş çaplı kitlesel hareketlerin önüne bir hedef koyabilen şey ancak ve ancak savaştır. Durumun siyasal olarak formüle edilişidir bu. Teknolojik olarak formüle etmek içinse şu söylenebilir: Mevcut mülkiyet sistemi içinde günümüzün tüm teknolojik kaynaklarını seferber edebilecek tek şey savaştır.
-- Walter Benjamin
Sanırım tarih aynı rotayı izlemiyor, toplumlar da öyle... Ya da oldukça sıradışı bir estetik anlayışımız var.
21 Ağustos 2014 Perşembe
Ne Kadar Bonzai İçtiniz?
![]() |
| Mavi hapı seçin |
Merkel'in ulusal güvenlik gerekçesiyle tüm hükümet üyelerini ve üst düzey bürokratları yıllarca dinletmesi, sabah akşam çift doz bonzai çekmiş akıl ve ahlâktan pek az nasibini almış son müslüman Türk milletini nedense etkilememişe benziyor. Bir öğün haplamayıp berrak bir zihin durumuna geçebilseler Almanların, dolayısıyla tüm Batı'nın evlere şenlik TC hükümetini dinlemesinin olası risklerini belki de farkedeceklerdi:
- Teröristlere silah tedariki
İstedikleri kadar kendilerini avutup "biz onlara yollamıyoruz ki" diyedursunlar , sınırın güneyine yollanan her sevkiyatın belli bir yüzdesi, ederi mukabili IŞİD'e ve türevlerine aktarılıyor (iyimser senaryo); işin aslı, başlangıçta, IŞİD Suriye'de faalken alenen destek almış olabilir (kötümser senaryo). İşin suyu çıktıktan sonra umarım durdurmuşlardır (Davutoğlu'nun stratejik dehası bunun ihtimal dahilinde olduğunu gösteriyor). Bu mümtaz unsurların işlediği her cinayet TC'nin sorumluluk hanesine yazıyor. Bununla ilgili konuşmalar dinlemeye takıldıysa, ki takılmaması çok zor, bu kayıtlar zaten fotoğraflanmış ve videoya kaydedilmiş görüntülere altyapı sağlıyor. - Katliam/Soykırım
Bazı bölgelerde olaylar cinayet boyutunu aşıp neredeyse soykırım boyutuna ulaştı. Bu menfur işlere bulaşan kızgın çocukların ulaşım, aktarma ve transferlerinde siyasi emirle yardımcı olunduğu, tevadilerinin yapıldığı, haftasonu tatil paralarının ödendiği aleni gerçek. Bazı hükümet yetkililerinin kameralar önündeyken bile "İsrail dölü," "afedersin Ermeni" gibi ürkünç beyanları, başbaşa, rahat rahat konuşurken neler söylemiş olabilecekleri hakkında bayağı fikir veriyor. Ermenilerin soykırım iddilarının 100. yılına girme arifesinde, Türkiye ile kapanmamış hesabı olan herkesin bu kayıtların peşine düşeceği kesin.
![]() |
| Stratejik deha |
İyimser senaryo:
Batı bu konuşmaları sızdırıp, hükümet üyelerini yargılama tehdidiyle, akla gelen her konuda istediği tavizi alır.
Kötümser senaryo:
Kayıtları uluslararası mahkemeye sunarlar, TC'ye milyarlarca dolar tazminat ödetirler. Önümüzdeki 100 yıl boyunca öderiz.
Sözün özü, kimin ne kadar çaldığı, cari açığın kaçta kaçını kapattığı, kaç imam hatip inşa ettiği, ayakkabı kutularının numarası, vb ikincil konular. Bir an önce bonzai tüketiminizi azaltın ve kendinize gelin.
18 Aralık 2013 Çarşamba
Halkbank Hükümetin Burnundan Fitil Fitil Gelebilir
17 Aralık sabahı başlayan üçlü operasyonun Halkbank ve altın kaçakçılığı ayağı hükümetin burnunu sürteceğe benziyor. AKP telaşla bakan yavrularını kurtarmaya ve kendince cemaatçi polisleri cezalandırmaya çalışırken asıl tehlikeyi gözden kaçırıyor gibi zira ABD'nin finansal istihbarattan sorumlu Hazine Bakan Yardımcısı David S. Cohen apar topar Türkiye'ye geliyor; üstelik Noel'e yalnızca bir hafta kalmışken.
Cohen'in işi terörün finanse edilmesi ve özellikle de ABD mali ambargolarına herkesin uymasını garanti altına almak. Kafanız karıştıysa birleştirelim:
Şimdi, Cohen'in operasyonun hükümetin bile henüz bilmediği bütün ayrıntılarına vakıf olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz (ABD, Pensilvania, oturma ve icraat izni). Çoğumuz bilmeyiz, diplomaside en sert görüşmeler astlar arasında geçer, üstlere genellikle protokol kalır. Bakan Yard Cohen'in en hafif deyişle burun sürtmekle yetinmeyip kafa kol kıracağını şimdiden öngörmek mümkün ve muhatabına iki seçenek sunacaktır:
Halk Bankası Türkiye ve İran arasındaki finansal ilişkilerde eskiden beri çok önemli bir yer tutuyor. Geçtiğimiz yıllarda Halk Bankası ile ilgili şikayetler sıkça Amerikan tarafından dile getirilmişti. Geçen Nisan ayında da Amerikan Kongre’sinden 50′ye yakın milletvekili imzalarıyla Halk Bankası doğrudan hedef alınmıştı.
Cohen'in işi terörün finanse edilmesi ve özellikle de ABD mali ambargolarına herkesin uymasını garanti altına almak. Kafanız karıştıysa birleştirelim:
- Geçen yılki olağanüstü altın performansımız
- Halkbank
- Kara para aklama
- Henüz kod adı bilinmeyen dünkü operasyon
Şimdi, Cohen'in operasyonun hükümetin bile henüz bilmediği bütün ayrıntılarına vakıf olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz (ABD, Pensilvania, oturma ve icraat izni). Çoğumuz bilmeyiz, diplomaside en sert görüşmeler astlar arasında geçer, üstlere genellikle protokol kalır. Bakan Yard Cohen'in en hafif deyişle burun sürtmekle yetinmeyip kafa kol kıracağını şimdiden öngörmek mümkün ve muhatabına iki seçenek sunacaktır:
- Ya bundan sonra dediklerimi harfi harfine yaparsın,
- Ya da o pek övündüğün kamu bankacılığının incisi Halkbank'ın yerinde yeller eser.
İşte bunun için geliyor Cohen, iki fatura verecek; birinde kırk katır, diğerinde kırk satır yazıyor olacak. Yönetişimde çığır açan iktidara da bunlardan birini seçmek kalacak.
E bu işler Kapalıçarşı'da halı satmaya benzemez. Geçmiş olsun!
4 Kasım 2013 Pazartesi
1001 Temel Eser
Yılsonu yaklaşıyor. Yakında herkes bilumum konuda çeşitli liste ve en'lerini açıklamaya başlar. Yeniyıl için sözler verilir, vs. Ben bugünden memlekete çok faydalı olacağına kâni olduğum eserleri sıralıyorum. Ne yapacağıma ise bilahare karar vereceğim.
- Zenarşi; Kerry Thornley
- Bana yoldaş lazım, haydut değil; Conspiracy of Cells of Fire, Andreas Tsavdaridis, Spyro
- Uyuşmuş ve İyice Uyuşmuş; John Zerzan
- Dijital Ütopyayı Terkediyoruz; CrimethInc, Anonim
- Korkmuşlar; Anonim
- Bilgisayar ve Anarşi; Paul Rabin
- Mülksüzler; Ursula K LeGuin
- Karmaşık Dizgeler Kuramı ve Anarşi; Gavin Mendel-Gleeson
- Dijital İmprimatur; John Walker
- Principia Discordia; Malaclypse (genç olanı)
- Nihilizm, Anarşi ve 21. yy; Aragorn
- Herşey Mümkün; Fredy Perlman
17 Eylül 2013 Salı
Boş Şişeler Kurulu
Memleketin birinde ilginç mi ilginç bir kurul varmış. Her Perşembe olağan toplantısını yapan bu nezih kurulun üyeleri boş şişelerden oluşuyormuş. Güneş Doğu dağlarını aştıktan birkaç saat sonra bir araya gelip, büyük bir gürültüyle kafalarını çarpıştırıyorlarmış:
Çınnnn!
Dalga dalga yayılan bu istisnai ses ülke semalarında yankılandıkça, memleket ahalisine de konuşacak konu çıkıyor, çıplak ayaklara pabuç, Arapça bilmeyen Ortadoğu uzmanlarına makale, ağızlara sakız, ulemaya fetva, Mecnun'a Leyla, hastaya derman, gelinlere kına oluyormuş.
Bir varmış, bir yokmuş.
Çınnnn!
Dalga dalga yayılan bu istisnai ses ülke semalarında yankılandıkça, memleket ahalisine de konuşacak konu çıkıyor, çıplak ayaklara pabuç, Arapça bilmeyen Ortadoğu uzmanlarına makale, ağızlara sakız, ulemaya fetva, Mecnun'a Leyla, hastaya derman, gelinlere kına oluyormuş.
Bir varmış, bir yokmuş.
4 Eylül 2013 Çarşamba
Esad Erdoğan'a Ne Yaptı?
Gerçekten ne oldu? İki ülkeyi tarihlerinde olmadığı kadar yakınlaştıran, aralarından su sızmayan bu iki insan nasıl azılı birer düşman oldular, ya da daha doğru bir deyişle, Esad ne halt yedi ki Erdoğan adeta bir nefret topuna dönüştü. Niye babasına Esad (Hafız) derken oğluna Esed demeye başladık?
Demokrasi, insan hakları, çocuk ve kadın (yok daha neler) sorunları gibi RTE için eften püften olan şeyleri geçin tek kalemde; problem öyle bir şey olsaydı, Orta Doğu coğrafyasında sıra Suriye'ye gelene kadar çok kişi yanardı.
Belki daha da ilginci, kimse Esad'ın günahını merak etmedi; üzeri kamufle edildi ve asla gündeme getirilmedi. Peki Esad ne yaptı?
Demokrasi, insan hakları, çocuk ve kadın (yok daha neler) sorunları gibi RTE için eften püften olan şeyleri geçin tek kalemde; problem öyle bir şey olsaydı, Orta Doğu coğrafyasında sıra Suriye'ye gelene kadar çok kişi yanardı.
Belki daha da ilginci, kimse Esad'ın günahını merak etmedi; üzeri kamufle edildi ve asla gündeme getirilmedi. Peki Esad ne yaptı?
24 Ağustos 2013 Cumartesi
Özerk Kurumlarımız Neden Çalışmıyor?
AKP iktidarının örtülü faşizminin giderek bütün çıplaklığıyla görünmeye başladığının hem içte, hem dışta hemen herkes farkında. Bunu durdurması ya da karşı durması gereken hiçbir demokratik kurum - HSYK, EPDK, YÖK, RTÜK, vb - görevini yapmıyor, yapamıyor. Genel akımın tersine, burada kusurun sistemsel olduğunu iddia ediyorum. Açalım...
Maça başlarken para atışı yapılır, bilirsiniz, biri kaleyi seçiyorsa, diğeri de topu alır ya da o başlar. Oyunun adil olması adına hem kaleyi hem topu alamazsınız. Siyasi sistemimizdeki özerk kurumların işlememesinin temel sebebi de bu: İktidar başkanı seçiyor, yetmiyor üyelerin çoğunu da o atıyor. Örneğin RTÜK'ün başkanını AKP belirledi, üyelerin çoğunluğunu da. Böylece bütün teoride özerk olması gereken kurumlar fiilen iktidar tarafından işgal edildi. AKP değil başka parti olsaydı da sonuç değişmeyecekti.
Bizdeki sözde bağımsız kurumların çalışmamasının yegane sebebi iktidarların iyiniyetine bağlı olması. Sanırım, hep birlikte bu konuda kafa yormalıyız ve oyunu adil hale getirmeliyiz. Başkanı iktidar belirleyecekse, üyelerin çoğunluğunu muhalefet atamalı ya da tam tersi. Belki de bazı kurumların üye seçimi tamamiyle otonom bırakılıp, yalnızca başkanının iktidarın onayına terkedilmesi doğru.
Şu ya da bu olsun demiyorum ama uzlaşma kültürünün hakim olduğu gerçek bir demokrasi istiyorsak kendimizi iktidarların insafına bırakamayız. Devlet aygıtı artık çok güçlü. İletişimden bankacılığa, sağlık verilerinden nüfus kayıtlarına, günümüzün elektronik çağında herşey iktidarın parmaklarının ucunda. Telefon konuşmalarımızdan internette ziyaret ettiğimiz sitelere dek herşey ellerinde ve birey 50 yıl öncesine nazaran hükümet/devlet karşısında çok daha güçsüz, hele bir de AKP gibi gözü kara bir tanesine çattığımızda yandı gülüm keten helva.
Maça başlarken para atışı yapılır, bilirsiniz, biri kaleyi seçiyorsa, diğeri de topu alır ya da o başlar. Oyunun adil olması adına hem kaleyi hem topu alamazsınız. Siyasi sistemimizdeki özerk kurumların işlememesinin temel sebebi de bu: İktidar başkanı seçiyor, yetmiyor üyelerin çoğunu da o atıyor. Örneğin RTÜK'ün başkanını AKP belirledi, üyelerin çoğunluğunu da. Böylece bütün teoride özerk olması gereken kurumlar fiilen iktidar tarafından işgal edildi. AKP değil başka parti olsaydı da sonuç değişmeyecekti.
Bizdeki sözde bağımsız kurumların çalışmamasının yegane sebebi iktidarların iyiniyetine bağlı olması. Sanırım, hep birlikte bu konuda kafa yormalıyız ve oyunu adil hale getirmeliyiz. Başkanı iktidar belirleyecekse, üyelerin çoğunluğunu muhalefet atamalı ya da tam tersi. Belki de bazı kurumların üye seçimi tamamiyle otonom bırakılıp, yalnızca başkanının iktidarın onayına terkedilmesi doğru.
Şu ya da bu olsun demiyorum ama uzlaşma kültürünün hakim olduğu gerçek bir demokrasi istiyorsak kendimizi iktidarların insafına bırakamayız. Devlet aygıtı artık çok güçlü. İletişimden bankacılığa, sağlık verilerinden nüfus kayıtlarına, günümüzün elektronik çağında herşey iktidarın parmaklarının ucunda. Telefon konuşmalarımızdan internette ziyaret ettiğimiz sitelere dek herşey ellerinde ve birey 50 yıl öncesine nazaran hükümet/devlet karşısında çok daha güçsüz, hele bir de AKP gibi gözü kara bir tanesine çattığımızda yandı gülüm keten helva.
Erdoğan Çıldırmakta Haklı
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ı düşününce, insanın aklına akşam trafiğin yoğun olduğu saatlerde kocasını arayan kadının hikayesi geliyor. "Çevreyolunda çok dikkatli ol" diyor, "Manyağın biri ters yönden geliyormuş." Adam, "Ne demek istiyorsun" diye yanıtlamış, "zaten herkes ters yönden geliyor."
Böyle başlamış David P. Goldman "Erdoğan Çıldırmakta Haklı" başlıklı yazısına takvim sayfaları henüz 18 Eylül 2011'i gösterirken. Yüce Varlık'ın tıpkı serseri bir mayın gibi savrulacağını ta o günden görmüş. İşin kötüsü, tek gören o olmamış, neredeyse görmeyen kalmamış. Ve Erdoğan'ın en büyük talihsizliği kendisini uyaran yandaş bir medyasının olmaması.
Şaşırmayın! Sözcüğü yanlış kullanmadım. Türkiye'de yandaş medya diye bir olgu hiçbir zaman olmadı. Bütün o Başbakan'ın gerisini yalayanların tek umursadıkları şey peşinde oldukları ihalelerdi. "Aman ürkütmeyelim, kumbarayı dolduralım" tasasıyla hareket ettiler. Nihayetinde, RTE'yi girdiği eğik düzlemden hiçbiri çıkarmadı; bırakın, teşebbüs bile etmediler. Gelin Goldman daha neler yazmış, bir göz atalım.
Katliamların birbirini izlediği Suriye'yi, zavallı Yemen'i ve iç savaş sonrası Libya'yı bir kenara koyalım. Mısır ölüyor (vurgu benim). Erdoğan'ın muzaffer tören geçişi Mısırlıları bir an için oyalamış olabilir fakat Arap basınına göre günü kurtaracak kaloriyi tamamlamak en büyük sorun.
Mısır ihtiyacı olan gıdanın yarısını ithal ediyor. Buğday fiyatı tüm zamanların rekorunu kırmış durumda ve halkın çoğu alamıyor. Hükümet güya ekmeği sübvanse ediyor ama indirimli un gitmesi gereken yerler yerine karaborsaya gidiyor; ekmek krizi tırmanıyor. Buğdayın alternatifi olan pirincin fiyatı %60 artmış.
Mısırlıların çoğu resmen aç. Ve giderek daha kötüye gidecek: Ülke her yıl 20 milyar dolar açık veriyor. Bu parayı kim verecek, kendi cari açığı GSMH'nin %11'ine ulaşmış Türkiye mi?
Hazır yeri gelmişken, ABD senatosu mu? Ne kendi dertlerine düşmüş Avrupalılar, ne de bir iki milyar verseler bile Suudiler. Tekrarlayayım: Mısır Somali'yi bile mumla aratacak (vurgu benim).
Arap toplumunun çözülüp dağılması Obama'ya bile saç baş yoldururken Tayyip Erdoğan'ın neler hissettiğini tahayyül etmeye çalışın. Ekonomik büyümesi duvara toslamak üzere, yakın gelecekte, Kürt nüfusun artmasıyla ülkesi bölünecek, İslam dünyasına egemen olma hırsı artık çözüm aşamasını çoktan geçmiş varoluşsal bir krize bodoslama dalmış durumda. Bunlar herkesi delirtir. Türk liderini ilaçlarını kaybetmiş bir hasta gibi görmeyelim, siyasi dürüstlük adına varoluşsal sorunlarla karşı karşıya diyelim.
Erdoğan'ın ne kadar tehlikeli olacağını ısrarla varsaymak kolaycılık olabilir. Örneğin sevgili David Warren onun için "dünya savaşını başlatabilecek adam" diyor. Bu TL'nin daha da çökmesi ve ekonominin ciddi gerilemesine yol açmaktan başka bir işe yaramaz.
Beni RTE korkutmaz, ama tahminleri tutan adamlardan korkarım.
12 Ağustos 2013 Pazartesi
Çeyrek Altınlar Havada Uçuşurken Spor
Ufuksuz siyasetçilerin elinde lime lime olan yalnız dış politika ve adalet değil, spor da bu ahlaksızlık ve kifayetsizlik furyasından nasibini aldı. Olimpiyat düzenlemek için aday olma cüretini bile gösteren küçük esnaf topluluğunun spor politikası da duvara toslamış durumda. Veririz üç beş çeyrek altın, koparır getirir madalyaları bizim imanı sağlam çocuklar zihniyeti halter ve atletizmden sonra güreşe, hatta Kırkpınar'a dahi uzandı [t24.com.tr]. Yüzlerce yıllık gelenek dopingle kirlendi.
Oysa bilmez bu kimbilir en son ne zaman eline bir kitap almış cahiller sporun herşeyden önce sevgi işi olduğunu. Oysa Murat Karabaş severdi sporu. Türkiye şampiyonlukları vardı 1500, 5000 ve 10000 metrede; sevdiği için koşmuştu. Ege Üniversitesi Beden Eğitim ve Spor Meslek Yüksekokulu'nu bitirmiş, KPSS'ye girmişti. Sınavı kazanır da belki bir kadro açılırsa beden eğitimi öğretmeni olacak, bir ihtimal yeni sporcular yetiştirecekti. Olmadı; ekmek parası için çalıştığı bir inşaatın izolasyon çukurunda buldu ölüm onu [konyahaberler.com].
Altınlar saçarak dopingi özendiren zihniyet yapamadı muhasebesini; Karabaş'a verilecek bir kadro elbette daha ucuzdu, ama gösterişli değildi ki! Birinde çeyrek, yarım, tamlar takılacak, yandaş basın fotoğraflar çekecek, ardından beyefendilerin elleri öpülecek, öbüründe ne bir debdebe, ne bir reklam olacaktı; Karabaş gücü yettiğince koşacak, belki de madalya bile getiremeyecekti, fakat spor spor olarak kalacaktı.
Ve vatandaşlarını tehdit etmekte [t24.com.tr] beis görmeyen spor bakanı küçücük bir özür bile dilemedi Karabaş için; utanmadı, sıkılmadı. Bedel ödetecekmiş...
Oysa bilmez bu kimbilir en son ne zaman eline bir kitap almış cahiller sporun herşeyden önce sevgi işi olduğunu. Oysa Murat Karabaş severdi sporu. Türkiye şampiyonlukları vardı 1500, 5000 ve 10000 metrede; sevdiği için koşmuştu. Ege Üniversitesi Beden Eğitim ve Spor Meslek Yüksekokulu'nu bitirmiş, KPSS'ye girmişti. Sınavı kazanır da belki bir kadro açılırsa beden eğitimi öğretmeni olacak, bir ihtimal yeni sporcular yetiştirecekti. Olmadı; ekmek parası için çalıştığı bir inşaatın izolasyon çukurunda buldu ölüm onu [konyahaberler.com].
Altınlar saçarak dopingi özendiren zihniyet yapamadı muhasebesini; Karabaş'a verilecek bir kadro elbette daha ucuzdu, ama gösterişli değildi ki! Birinde çeyrek, yarım, tamlar takılacak, yandaş basın fotoğraflar çekecek, ardından beyefendilerin elleri öpülecek, öbüründe ne bir debdebe, ne bir reklam olacaktı; Karabaş gücü yettiğince koşacak, belki de madalya bile getiremeyecekti, fakat spor spor olarak kalacaktı.
Ve vatandaşlarını tehdit etmekte [t24.com.tr] beis görmeyen spor bakanı küçücük bir özür bile dilemedi Karabaş için; utanmadı, sıkılmadı. Bedel ödetecekmiş...
10 Ağustos 2013 Cumartesi
Tayyip Evrenin Merkezi midir
Civanmert ve eşsiz Başbakan'ın uzmanı olduğu alanların sayısının, ortalama insanın başındaki saç sayısından fazla olduğu herkesin bildiği gibi tartışılmaz bir gerçek. Bu kadarla yetinse belki sorun olmayacaktı, lakin kendisini herşeyin merkezine yerleştirmesi (çevre mi, en iyi çevreci, plan mı, en iyi planlamacı, Filistin'e çıkan yollar O'na çıkıyor, vb) bu yazıya yol açtı. Maalesef, evrenin merkezi Kevin Bacon ve onu oradan uzaklaştırmak RTE için bile olanaksız.
Herşey Kevin Bacon'un çıktığı bir TV programında Hollywood'da çalışmadığı insanın kalmadığını söylemesiyle başladı. Showu izleyen üç üniversiteli kafadar "Kevin Bacon'a kaç adım uzaktasınız" isimli bir oyun icat etti ve toplam adım sayısının altı olduğunu ispatladı. Bir kısım çapulcu internette "Kevin Bacon evrenin merkezidir" adlı bir grup kurdu. Bir başkası bütün IMDB veri tabanını tarayıp aradığınız sanatçının Bacon sayısını (Kevin'in Bacon sayısı 0, onunla aynı filmde oynayanların 1, onunla çalışmış olanlarla oynayanların sayısı 2, vs) hesaplayan bir bilgisayar programı yaptı. Herkes arı gibi çalışır da Google durur mu? O da arama sorgunuza "Bacon number" + sanatçının adı yazdığınızda hemen size Bacon sayısını vermeye başladı. Konu dallanıp budaklanmaya devam etti ve Erdös (ünlü matematikçi) sayısı da işin içine girdi ve Erdös-Bacon sayısı doğdu. Önceleri kendisiyle alay edildiğini düşünen Kevin Bacon bile kısa bir süre sonra bu kervana katıldı ve 6 Adım vakfını (ing) kurdu. Sonuçta Kevin Bacon'a altı adım (ing) bir internet fenomeni (mem) haline geldi ve sanatçıyı tartışılmaz şekilde evrenin merkezine oturttu.
Peki Tayyip ne yapabilir? Bacon'u tahtından indirmesi neredeyse imkansız. Tavsiyem öncelikle bir film çevirmesi (bu şart) ve ardından Bacon'u Ergenekon tertibine bir şekilde dahil edip Silivrilerde süründürmesi. Aksi takdirde evrenin merkezi kesinkes Kevin Bacon'dur.
Herşey Kevin Bacon'un çıktığı bir TV programında Hollywood'da çalışmadığı insanın kalmadığını söylemesiyle başladı. Showu izleyen üç üniversiteli kafadar "Kevin Bacon'a kaç adım uzaktasınız" isimli bir oyun icat etti ve toplam adım sayısının altı olduğunu ispatladı. Bir kısım çapulcu internette "Kevin Bacon evrenin merkezidir" adlı bir grup kurdu. Bir başkası bütün IMDB veri tabanını tarayıp aradığınız sanatçının Bacon sayısını (Kevin'in Bacon sayısı 0, onunla aynı filmde oynayanların 1, onunla çalışmış olanlarla oynayanların sayısı 2, vs) hesaplayan bir bilgisayar programı yaptı. Herkes arı gibi çalışır da Google durur mu? O da arama sorgunuza "Bacon number" + sanatçının adı yazdığınızda hemen size Bacon sayısını vermeye başladı. Konu dallanıp budaklanmaya devam etti ve Erdös (ünlü matematikçi) sayısı da işin içine girdi ve Erdös-Bacon sayısı doğdu. Önceleri kendisiyle alay edildiğini düşünen Kevin Bacon bile kısa bir süre sonra bu kervana katıldı ve 6 Adım vakfını (ing) kurdu. Sonuçta Kevin Bacon'a altı adım (ing) bir internet fenomeni (mem) haline geldi ve sanatçıyı tartışılmaz şekilde evrenin merkezine oturttu.
Peki Tayyip ne yapabilir? Bacon'u tahtından indirmesi neredeyse imkansız. Tavsiyem öncelikle bir film çevirmesi (bu şart) ve ardından Bacon'u Ergenekon tertibine bir şekilde dahil edip Silivrilerde süründürmesi. Aksi takdirde evrenin merkezi kesinkes Kevin Bacon'dur.
10 Haziran 2013 Pazartesi
Patlak Lastiği Değiştirmek Zordur
Demokrasilerin çalışma ilkesi şudur: Seçimlerde fazla oyu alan kişi/parti iktidara gelir, gelemeyenlerse bu durumu kabul eder, rıza gösterir. Gezi direnişinin yanılmıyorsam 14. gününe girdiğimiz şu anda, RTE'nin dediğim dedik öttürdüğüm düdük şeklinde tanımlanabilecek tutumundan ötürü işte bu demokratik işleyiş artık yara almıştır.
Seçimi kaybeden %50 (rakamın doğru olduğunu varsayıyoruz), kazananların kendilerini yönetmesine rıza göstermemektedir ve korkarım bu oranlar değişse de, lehte ya da aleyhte hiç farketmez, bundan sonra göstermeyecektir. Zaten RTE de (ki direnişçilerce artık Rejop Tazyik Gazdoğan diye anılmaktadır) bu ülkenin tamamının değil bir kısmının başbakanı olduğunu yapmış olduğu talihsiz ve en hafif deyişle basiretsiz açıklamalarla teyit etmiştir. Maalesef bunun sonu ya dostça ayrılık, ya da iç çatışmadır.
Peki bundan kaçınılabilir mi? Bir ihtimal. RTE bundan böyle siyasi literatürdeki patlak lastiktir. Gerek iç gerek dış itibarı (genel kabul gören tabir seçilmiş diktatör gibi gözlemlenmektedir) ciddi erozyona uğramıştır ve bu aşınma kendisinin köpürmüş ayran kıvamındaki eylem ve beyanlarıyla artarak devam edecektir. Arabayı patlak lastikle sevk ve idare etmek zordur. Bunu hasbelkader başarsanız bile eski hızınıza ulaşmak artık hayaldir ve gerçekçi olalım, muhtemelen macera kötü bir kazayla sonuçlanır. Dolayısıyla, AKP yönetiminin basiretli ve cesur davranarak, fazla gecikmeden bu patlak lastiği değiştirmesi, ülkedeki tansiyonu biraz düşürebilir ve demokratik işleyiş ilkesini yeniden hayata geçirebilir, ki "Erdoğan'ı yedirtmeyiz" ifadesi, bunu söyleyen kişinin de aynı fikirde, yani halk muhalefetinin AKP'den ziyade Erdoğan'a yönelik olduğunu gösteren bilinçaltının yüzeye çıkmasından başka bir şey değildir. Tek umut budur.
Seçimi kaybeden %50 (rakamın doğru olduğunu varsayıyoruz), kazananların kendilerini yönetmesine rıza göstermemektedir ve korkarım bu oranlar değişse de, lehte ya da aleyhte hiç farketmez, bundan sonra göstermeyecektir. Zaten RTE de (ki direnişçilerce artık Rejop Tazyik Gazdoğan diye anılmaktadır) bu ülkenin tamamının değil bir kısmının başbakanı olduğunu yapmış olduğu talihsiz ve en hafif deyişle basiretsiz açıklamalarla teyit etmiştir. Maalesef bunun sonu ya dostça ayrılık, ya da iç çatışmadır.
Peki bundan kaçınılabilir mi? Bir ihtimal. RTE bundan böyle siyasi literatürdeki patlak lastiktir. Gerek iç gerek dış itibarı (genel kabul gören tabir seçilmiş diktatör gibi gözlemlenmektedir) ciddi erozyona uğramıştır ve bu aşınma kendisinin köpürmüş ayran kıvamındaki eylem ve beyanlarıyla artarak devam edecektir. Arabayı patlak lastikle sevk ve idare etmek zordur. Bunu hasbelkader başarsanız bile eski hızınıza ulaşmak artık hayaldir ve gerçekçi olalım, muhtemelen macera kötü bir kazayla sonuçlanır. Dolayısıyla, AKP yönetiminin basiretli ve cesur davranarak, fazla gecikmeden bu patlak lastiği değiştirmesi, ülkedeki tansiyonu biraz düşürebilir ve demokratik işleyiş ilkesini yeniden hayata geçirebilir, ki "Erdoğan'ı yedirtmeyiz" ifadesi, bunu söyleyen kişinin de aynı fikirde, yani halk muhalefetinin AKP'den ziyade Erdoğan'a yönelik olduğunu gösteren bilinçaltının yüzeye çıkmasından başka bir şey değildir. Tek umut budur.
16 Mayıs 2013 Perşembe
Dünyanın En Zavallı AB Grubu
Sol eğilimli iktisatçılarla filozoflar batı toplumları
için burjuva demokrasisi tanımını kullanır. Bunun sebebi maddi gücün ülke
yönetimine "bir insan bir oy" ilkesinin aksine, paranın kaldıraç
etkisinin yardımıyla daha fazla müdahale edilmesine olanak sağlamasıdır. Ne
kadar zenginseniz, istediğiniz siyaseti dayatma olasılığınız o kadar artar.
Çobanın oyuyla banka müdürünün oyu görünüşte eşit olsa bile, pratikte
ikincisinin dediği daha sık olur. Reklamcılar ve medya, de facto, yani fiilî
oyu bir'den büyük bireylerden oluşan bu kitleye AB grubu adını verir.
Hemen hemen Batı'daki burjuva demokrasilerinin tümünde gerek hükümetler, gerekse kamu kurum ve kuruluşlarıyla özel şirketler politikalarını ve ürünlerini AB grubuna göre ayarlar veya mış gibi yapar, en azından onları küstürmemeye ya da kızdırmamaya özen gösterir. Kadın ve eşcinsel hakları, çevre ve doğaya dost olmak/görünmek, hayvanlara karşı duyarlılık vb konularda bu kesimin terbiye gücü tartışılmazdır. Ters bir kampanya, yanlış bir söz şirketleri zarara sokar, politikacıları koltuğundan eder.
Türk AB grubu bu tanıma uymayan istisnalardan biridir ve belki de tektir. Ne merkezi ve/veya yerel yönetimlerde ağırlığı vardır, ne de ticari şirketlere karşı yaptırım uygulayabilme gücü. Hergün sevmediği, benimsemediği uygulamalara boyun eğer ve basit bir boykot aracından bile yoksundur; kazıklanır, horlanır ve fakat kaale alınmaz.
Parasıyla rezil olma geleneğini ısrarla sürdürmesini sağlayan yegâne özelliği ehli keyif olması, rahatından ödün vermeyi asla istememesinden kaynaklanır. Bu minik fedakârlığı yapamaz. Bankaların haksız masraflarından şikâyet eder, ama bir günlük kredi kartı boykotuna katılmak bile zor gelir ona. Yağmalanan hazine arazilerine yasadışı dikilmiş binalarda kiracı olarak oturur. Başkalarının kaçak kullandığı elektrik parasını o öder. Güya vasfını kaybetmiş orman arazilerine kondurulmuş, şehrin dokusunu katleden rezidans ve kıyıları kirleten yazlıklara tonla para ödemek için kuyruğa girer. Eğitim Bakanlığı bakan ve personelini defetmeyi beceremediğinden, çoçuklarını özel okullarda okutmak için kürekle altın saçar. Verebildiği tek tepki, bir paralık içkiye, ki onun da yeni millî içeçeğimiz ayranın keşfiyle ne kadar devam edeceği pek şüphelidir, vergileriyle birlikte on para ödeyerek sofra başında ve meyhane köşelerinde sızlanmaktır. Bununla da kalmaz, az da olsa, karınca kararınca bir iki şeyi protesto edenleri desteklemek ve azıcık sıkıntıya katlanmak yerine, trafiği tıkadıkları için onlardan şikâyetçi olur. Türk AB grubu dünyanın en zavallı AB grubudur. Bu nedenle "Türkiye'de demokrasi var mı?" sorusu absürd bir sorudur, zira burjuvalığı bile beceremeyen yerlerde ancak ileri demokrasi mevcut olabilir.
Hemen hemen Batı'daki burjuva demokrasilerinin tümünde gerek hükümetler, gerekse kamu kurum ve kuruluşlarıyla özel şirketler politikalarını ve ürünlerini AB grubuna göre ayarlar veya mış gibi yapar, en azından onları küstürmemeye ya da kızdırmamaya özen gösterir. Kadın ve eşcinsel hakları, çevre ve doğaya dost olmak/görünmek, hayvanlara karşı duyarlılık vb konularda bu kesimin terbiye gücü tartışılmazdır. Ters bir kampanya, yanlış bir söz şirketleri zarara sokar, politikacıları koltuğundan eder.
Türk AB grubu bu tanıma uymayan istisnalardan biridir ve belki de tektir. Ne merkezi ve/veya yerel yönetimlerde ağırlığı vardır, ne de ticari şirketlere karşı yaptırım uygulayabilme gücü. Hergün sevmediği, benimsemediği uygulamalara boyun eğer ve basit bir boykot aracından bile yoksundur; kazıklanır, horlanır ve fakat kaale alınmaz.
Parasıyla rezil olma geleneğini ısrarla sürdürmesini sağlayan yegâne özelliği ehli keyif olması, rahatından ödün vermeyi asla istememesinden kaynaklanır. Bu minik fedakârlığı yapamaz. Bankaların haksız masraflarından şikâyet eder, ama bir günlük kredi kartı boykotuna katılmak bile zor gelir ona. Yağmalanan hazine arazilerine yasadışı dikilmiş binalarda kiracı olarak oturur. Başkalarının kaçak kullandığı elektrik parasını o öder. Güya vasfını kaybetmiş orman arazilerine kondurulmuş, şehrin dokusunu katleden rezidans ve kıyıları kirleten yazlıklara tonla para ödemek için kuyruğa girer. Eğitim Bakanlığı bakan ve personelini defetmeyi beceremediğinden, çoçuklarını özel okullarda okutmak için kürekle altın saçar. Verebildiği tek tepki, bir paralık içkiye, ki onun da yeni millî içeçeğimiz ayranın keşfiyle ne kadar devam edeceği pek şüphelidir, vergileriyle birlikte on para ödeyerek sofra başında ve meyhane köşelerinde sızlanmaktır. Bununla da kalmaz, az da olsa, karınca kararınca bir iki şeyi protesto edenleri desteklemek ve azıcık sıkıntıya katlanmak yerine, trafiği tıkadıkları için onlardan şikâyetçi olur. Türk AB grubu dünyanın en zavallı AB grubudur. Bu nedenle "Türkiye'de demokrasi var mı?" sorusu absürd bir sorudur, zira burjuvalığı bile beceremeyen yerlerde ancak ileri demokrasi mevcut olabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









